Çok Uluslu NATO Gücü ve Şüphe Tüccarları
NATO'nun Türkiye'deki komutanlığı işgal değil egemenlik göstergesidir—peki ittifaktan çıkışın 2 trilyon dolarlık maliyeti bu savunmayı yeterli kılar mı?
Yazar, Türkiye'deki NATO Çok Uluslu Kuvvet Komutanlığı projesini, ülkenin bölgesel güvenlik liderliğinin kanıtı olarak sunmaktadır. Medyada yayılan endişelerin temelsiz olduğunu göstermek için NATO'nun karar mekanizması ve Türkiye'nin stratejik ağırlığını detaylandırıyor. Ancak ittifaktan çıkışın maliyetini çok yüksek göstermek, tersine bu işbirliğinin Türkiye için ne kadar kısıtlayıcı olabileceğini gözler mi önüne seriyor?
Gazeteciliğin en büyük düşmanı tembellik ve ön yargıdır. Kamuoyunu bilgilendirmek yerine sosyal medya ve internet sitelerinde "tık" peşinde koşan "şüphe tüccarları" da işin içine girince, bir bardak suda fırtınalar kopuyor. Son haftalarda Türkiye'de kurulması planlanan Çok Uluslu NATO Kuvvet Komutanlığı üzerinden yürütülen tartışmalar tam da bu duruma örnek teşkil ediyor.
NATO'nun temelini dün 77. yılı kutlanan Washington Antlaşması oluşturur. Bu belge ittifakın hukuki ve felsefi çerçevesini belirlerken, yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceği Stratejik Konsept Belgesi (NSC) ile somutlaşır. Ancak savunmanın "nasıl" yapılacağı sorusunun yanıtı, NATO jargonunda DDA olarak bilinen "Caydırıcılık ve Savunma" belgesi çerçevesinde hazırlanan planlarda yer almaktadır.
2020 yılında kabul edilen DDA, Rusya ve terörizm tehditlerine karşı Avrupa-Atlantik alanının nasıl savunulacağını belirledi. Bugün geldiğimiz noktada, eski "kademeli mukabele planları", yerini DDA içindeki Bölgesel Planlara (RP) bıraktı. Bu planlar, NATO müttefiklerinin bölge bölge nasıl savunulacağını belirleyen hayati yol haritalarıdır.
Günümüzde NATO, "360 derece savunma" anlayışıyla kara, hava ve denizin yanı sıra siber ve uzay alanlarını da kapsayan "çok alanlı" (multi-domain) bir yapıya geçti. Bu yeni savunma duruşu (posture) kapsamında üç adet çok uluslu kolordu kurulması kararlaştırıldı. Bunlardan biri Polonya'da, biri Romanya'da, üçüncüsü ise Türkiye'nin önerisiyle ülkemizde kuruluyor.
Geçmişte (1970-1998) NATO nezdinde daha çok "güvenlik tüketen" konumda olan Türkiye, 2000'li yıllardan itibaren "net güvenlik üreten" bir aktöre dönüştü. Adana'daki 6. Kolordu bünyesinde kurulacak olan MNC-TUR projesini bu gözle okumak gerekir. Ankara'nın liderliğindeki bu kuvvete bir Türk komutan başkanlık edecek, komuta kademesinde müttefik subaylar ve astsubaylar yer alacak. Bu karargahın işlevsellik kazanması için gereken sertifikasyon süreçleri göz önüne alındığında, MNC-TUR'un 2028'den önce tam operasyonel hale gelmesi beklenmiyor. Dolayısıyla NATO 'ordusu' Türkiye'yi asla işgal etmiyor. Böyle bir hamle mümkün de değil. Her safhasını Ankara'nın da onayladığı ve Türkiye'nin önderliğinde gerçekleştirilen bir yapılanma. Keza barış döneminde MNC-TURkarargahında 450-700 arasında askerin yer alması öngörülebilir. Harekat esnasında ise 6 tümen ile 24 destek birimiplanlanıyor olması pek muhtemel. Bu son husus, FGC, yani güç oluşturma konferansında NATO üyelerinin kaçar asker göndermeye hazır olduklarını ilan ettikten sonra açıklık kazanacaktır. Ev sahibi ülke konumundaki Türkiye de tabii ki bu kuvvete en çok asker veren, komuta kademesinin başat aktörlerini sağlayanlar arasında yer alacaktır.

7