Almanya-Fransa ayrışması ve Yunan imgesi

Başlığın, hangi konuyu ele alacağımın ipucunu vermediğini kabul ederim. Ancak yazının dibacesini okuyarak nereye gelmeye çalıştığımı ve hangi konuya dikkat çekmek istediğimi kolaylıkla sezeceksiniz. Yaz tatilini fırsat bilip yıl içerisinde okuyamadığım makaleleri deniz kenarında değerlendirdim. Bu yaz okumaları esnasında, Fransız haftalık *L'Express* dergisinde Harvard Hukuk Fakültesi mezunu deneme yazarı Jeremie Gallon'un bir makalesine rastladım. Fransa ile Almanya arasında yaşanan ayrışmayı mercek altına alan Gallon, ülkelerin ulusal düzeydeki yetersizliklerini komşunun davranışlarına yükleme eğiliminde olduklarına vurgu yapıyor.

Paris ve Berlin'in 5. nesil savaş uçağı konusundaki anlaşmazlığından yola çıkan Gallon, Fransa'nın ulusal düzeyde yaşadığı başarısızlıklar konusunda ağırlıklı olarak Almanya'yı suçladığını; keza Almanya'nın da ekonomi alanındaki birçok başarısızlığın faturasını Fransa'ya keserek suçu Paris'e yüklemeye alıştığını vurguluyor. Dolayısıyla son 15 yıldan bu yana Paris-Berlin ekseninde işler iyi gitmiyor. Üstelik iki ülkenin liderlerinin de 1980'li yıllarda François Mitterrand ile Helmut Kohl arasında yaşanan simyadan uzak olduklarına işaret ediyor. Ulusal düzeydeki acizliğin giderilmesi için yalnızca iki ülke lideri arasında kimyası uygun ve iyi niyetli kişilerin yeterli olmadığını vurgulayan Gallon, sürekli toplantı hâlinde olan kurumsal mekanizmalara ihtiyaç bulunduğuna işaret ediyor.

Oysa Fransa ile Almanya arasında var olan gayriresmî ikili temas mekanizmalarının kurumsal olmadığını ve karar alamadıklarını da hatırlatıyor. Bu çerçevede, iki ülke siyasetçilerinin birbirlerini suçlamak için çok tehlikeli popülist söylemlere başvurarak ulusal düzeydeki acizliklerini örtmeye çalıştıklarının altını çiziyor.

Ulusal acizliğin yansıtılması

İşte bu noktada Gallon'un Fransa-Almanya ilişkileri konusunda işaret ettiği husus, Yunanistan ve Rum Kesiminin Türkiye konusundaki söylemlerini çağrıştırmadı değil, maalesef. Keza Kıbrıs sorununun çözümü konusunda sürekli Türkiye'yi engel olarak gösteren Rum Kesimi, bir AB üyesi ülke olarak kendisine ne dil, ne de din açısından benzeyen fevkalade bir topluluk olan Kıbrıslı Türklerle AB ruhuna uygun şekilde nasıl güç paylaşmayı düşündüğüne ilişkin bir çerçeve çizmek yerine, Ankara'nın bulunmadığı ringlerde aleyhte çalışmalar yürüterek aslında ulusal düzeydeki acizliğini gölgelemeye ve maskelemeye çalışıyor.

Confucius, "Geçmişle kavga eden, geleceği kaybeder" demiş. Aslında dünün hayaletleriyle dövüşenler, yarının ufkuna gözlerini dikemezler; çünkü zihinlerini geçmişin zincirlerine adayanlar, geleceği görebilecek bakışa asla sahip olamazlar. Dolayısıyla bu ülkelerin komşularla ilişkilerinde duygusal olgunluk eksikliğini bir an önce gidermeleri ve geleceğe odaklanmaları daha faydalı olacaktır. Hele hele söz konusu komşu Türkiye ise.