ABD Başkanı Donald Trump'ın ulusal güvenlik gerekçesiyle sergilediği Grönland iştahı, şimdilik kursağında kaldı. Bu durum kimilerine göre Avrupa Birliği'nin sergilediği bir "jeopolitik rönesans".
L'Express yazarı Luc de Barochez, ABD'nin Aşil topuğunun dolar ve kamu borcu olduğunu belirterek, Brüksel'in bu zayıflığı Arktik krizinde bir silah olarak kullandığına dikkat çekiyor. Financial Times muhabiri Henry Foy ise NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Trump ile Grönland konusunda uzlaşarak krizi hafifletmesini, "Trump'a fısıldayan adam" imajıyla altın kaplamalı bir itibara dönüştürdüğünü vurguluyor. Ancak Rutte'nin bu etkisi bir merak konusu olsa da, AB'nin bu süreçte kendi gücünü keşfettiği bir gerçektir.
Trump'ın, Grönland'a asker gönderen Avrupalı ülkelere gümrük vergisi tehdidi ters tepti. AB, bu tehdide boyun eğmeyeceğini ve ekonomik etkileri ABD'nin kalbinde hissedilecek ticari bir cevap hazırlığında olduğunu hissettirdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen gümrük tarifelerini artırabileceğini, Avrupa Parlamentosu ise serbest ticaret anlaşmasını askıya alabileceğini gösterdi. Hatta Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, ABD Ticaret Bakanı'nın aşağılayıcı konuşmasına tepki olarak Davos'taki akşam yemeğini terk etti.
AB, henüz devasa bir askeri güç olmasa da hukuk devleti, uluslararası hukuka ve piyasa açıklığına önem veren dev bir ekonomik topluluktur. Almanya'nın sözde 'efsanevi' Başbakanı Angela Merkel'in 2005-2021 dönemindeki 16 yıllık duraklamaya rağmen, AB'nin pazar gücü hala vazgeçilmezdir. ABD'nin sınırlı borçlanma kapasitesi, bütçe açığı ve enflasyon baskısı altındaki zayıflığı, AB için büyük bir koz olmuştur. Dünyadaki en yüksek üretim standartlarını belirleyen AB'nin 36 trilyon dolarlık kişisel tasarruf mevduatı, ABD (6 trilyon dolar) ve Çin'in (8 trilyon dolar) toplamından kat kat fazladır.

23