ABD hamiliği, Avrupa ve Türkiye

ABD'nin Avrupa kıtası üzerindeki konvansiyonel hamiliğini resmen sonlandırdığını açıklaması, Avrupa ülkeleri arasında dikkat çekici bir rekabetin fitilini ateşledi.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, "Çekirdek Avrupa" anlayışı doğrultusunda Almanya ve yakın komşularının çıkarları için yeniden sanayileşme hamlesi başlatacağını; bu süreçte Türkiye, İngiltere, Japonya ve Kanada gibi ülkelerle stratejik iş birliği yapacağını duyurdu. Buna karşın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, AB'nin kendi ülkesinin nükleer şemsiyesi liderliğinde ABD'den kademeli olarak ayrışması gerektiğini savundu. Macron, stratejik özerkliğine kavuşacak bir Avrupa'nın dünyada yeniden baskın bir güç olabileceğini ileri sürdü. İtalya ve Polonya ise Transatlantik ilişkilerin sadece ABD'nin nükleer şemsiyesinden ibaret olmadığını vurgulayarak, Avrupa'nın Washington ile bağlarını asla koparmaması gerektiğini kararlılıkla dile getirdi.

Pek önemsenmedi

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (VDL) ise ABD'nin eleştirilerini bir "uyarı zili" olarak nitelendirerek, bu durumun "Avrupa Uyanışı"nı sağladığını belirtti. VDL, Avrupa'nın kendi güvenliği için birincil sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini vurgularken, Brüksel'in üçüncü ülkelerle savunma ve güvenlik alanında kuracağı stratejik iş birliklerinden bahsetti; ancak bu noktada Türkiye'nin ismini zikretmedi. ABD, AB'nin kendisiyle yarışabilecek bir askeri yapıya ulaşabileceğine inanmadığı için VDL'nin bu çıkışlarını pek önemsemiyor. Ancak VDL'nin stratejisinin ikinci kısmı riskler barındırıyor. Zira Almanya'nın eski Savunma Bakanı olan VDL, NATO içindeki Avrupalı müttefiklerin konumunu pekiştirmek yerine, NATO ile AB arasında bir ayrışma süreci başlatmak istiyor. AB'ye bağımsız bir savunma doktrini kazandırmayı hedefleyen bu yaklaşım, Türkiye'yi Avrupa kıtasının güvenliğinden zımnen dışlamayı amaçlıyor.