Başlıktan dolayı, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Sloven Marta Kos'un Türkiye'ye gerçekleştirdiği ilk resmi ziyarete yönelik sarkastik ve ironi dolu, hatta mizahi bir yazı kaleme alacağımı düşünebilirsiniz. Ancak yanılırsınız. Gaipten "nüktedan" çıkacağı kesin. Ancak son cümlesinde de iki satır bir üzüntümü dile getireceğim.
Malum, Marta Kos 6 Şubat depreminin üçüncü yıldönümünde Brüksel'den Ankara'ya geldi. "Nihayet geldi" diyebiliriz; zira göreve atanmasıyla bu ziyaret arasında tam 15 ay geçti. Türkiye konusunda epey çekimserdi. Danışmanlarına sorduğumda, kendisinin bu dosyaya hazırlandığını ve "doğru zamanı" beklediğini söylemişlerdi. Ziyaret kapsamlıydı; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile görüşmeler yapıldı. Gerçekçi olmak gerekirse, bir genişleme komiserinden müzakere boyutunu canlandırması beklenmiyordu ancak ilişkilere somut bir ivme kazandırması umuluyordu. Nitekim sekiz yıldır Doğu Akdeniz'deki sözde bir "trafik ihlali" nedeniyle uygulanan uzun yaptırımlar listesinde olan Avrupa Yatırım Bankası kısıtlamasına, 200 milyon avroluk kredi anlaşmasıyla son verilmiş oldu. Vize ve benzeri konularda irade tazelendi ama ötesine geçilmedi. Asıl mesele ticaret; "Dostlar alışverişte görsün" başlığını da bu yüzden attım.
Ticaretin üç boyutu ele alındı: Birincisi, AB'nin bağlantısallık projesi çerçevesinde Orta Koridor oluşturma çabası ve Ermenistan'ı Rusya'ya kaptırmama arzusu. Zira AB Gürcistan'da bu hatayı yaptı. Burada Türkiye'nin desteğine ihtiyaçları var. İkincisi, Mercosur, Hindistan anlaşmaları ile "Made in Europe" kavramının Gümrük Birliği'ne etkisi. Muhtemelen AB, savunma dışındaki ürünlerde Türkiye'yi bu şemsiyede tutup savunmada seçici davranacak. Bunu hedefliyor. Üçüncüsü ise Gümrük Birliği'nin modernizasyonu. Reuters ve Politico meslektaşlarım biraz fazla iyimser davranmışlar; muhtemelen Kos'un "yapıcı niyetli çelişkili sözlerine" mağlup oldular. Henüz masaya oturulmuş değil; Konsey'den yetki bekleniyor ve Rum dönem başkanlığında bu pek gerçekçi durmuyor. Yine de geçen hafta kalp kırmadan eleştirmiş olduğum Türk iş dünyasının yayınladıkları mektuplar (DEİK, İKV, TÜSİAD) Brüksel'de karşılık görmüş.
Gelelim üzücü kısma: Kos, 6 Şubat depreminin yıldönümünde Türkiye'de olmasına rağmen basın açıklamalarında bu konuya hiç değinmedi. NATO, BM , ICRC ile İsveç ve pek çok ülke dayanışma mesajları yayınlarken Kos, AB'nin o dönemki desteğini hatırlatma gereği bile duymadı.Önemli bir fırsatı kaçırdı. Sosyal medyadaki eleştirim üzerine yakın çevresi, "İkili görüşmelerde hatırlattı" diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. Oysa gönülleri ve kalpleri kazanmak için bunu keşke kürsüde söyleseydi. Neticede AB-Türkiye ilişkilerinde her seviyede ilişkiyi kurmak, ve parça başı somut kazanımlara dayalı işbirliği gerçekleştirerek aramızda duvar örmek değil, köprüler kurmak.

14