AB'nin ikilemleri: Göç politikası ve yaşlanan nüfus

Bu pazar sizlere renkli ve neşeli bir yazı yazmak niyetindeydim. Brüksel'in bir anda bastıran kavurucu sıcaklarını, ardından göğün o tanıdık kurşuni örtüsüne teslim oluşunu anlatacaktım. Arnavut kaldırımlarında yankılanan adımları, kafelerden yükselen kahkahaları, kahve fincanlarından süzülen buharı... Gent'te Tinder'ın arkasındaki "aşkı algoritmaya döken" zeki ama biraz çılgın Belçikalıları, Anvers'teki zarif ve biraz da nostaljik yelkenli yarışlarını yazacaktım. Hatta yaklaşan Tomorrowland'i. Fakat Avrupa Birliği gündemi, her zamanki maharetiyle, pazarkeyfini bir kez daha gölgelemeyi başardı.

Göç korkusu, seçim gerçeği

AB ülkelerinde yasadışı göç meselesi, kamuoyunda giderek büyüyen bir huzursuzluk yaratıyor. Belçika'dan Almanya'ya, Fransa'dan Hollanda'ya kadar siyasetçiler "kontrol bizde" mesajı vermeye çalışıyor. Ancak sandık, bu mesajı pek satın almış görünmüyor. Fransa'da Marine Le Pen önde; Almanya'da AfD, Hristiyan Demokratları geride bırakmış durumda. Kısacası seçmen, güvenlik söylemini dinliyor amamevcut politikalara pek ikna olmuyor.

Yaşlanan Kıta

Öte yanda ise sessiz ama daha derin bir mesele var: yaşlanan Avrupa. Eurostat verilerine göre AB nüfusu kısa vadede hafif artacak, ardından uzun bir düşüşe geçecek. Bugün yaklaşık 452 milyon olan nüfusun, 2100'de 398 milyona gerilemesi bekleniyor. Almanya, İtalya ve Polonya başta olmak üzere birçok ülkede ciddi azalma öngörülüyor. İtalya'nın nüfusu adeta diyet yapar gibi küçülürken, Polonya da benzer bir kaderle karşı karşıya. Nüfusu artan ülkeler var, evet; ama bunun sebebi doğum oranları değil, göç.

Kaçınılmaz çelişki

Eurostat'ın açık ifadesi durumu özetliyor: Bu yüzyılda Avrupa'nın nüfusunu ayakta tutacak tek unsur, sürdürülebilir ve pozitif göç. Yani basitçe söylemek gerekirse: "Nüfus azalıyor" diye kaygılanıyorsanız, göçmenleri de kapıda bekletmemeniz gerekiyor. Ancak AB tam bu noktada kendi içinde düğümleniyor. Bir yandan göçe ihtiyaç duyuyor, diğer yandan siyasi baskıyla göçü sınırlamayaçalışıyor. Üçüncü ülkelere sınır dışı politikalarıbu çelişkinin en somut örneklerinden biri.

Birlik mi, ikilem mi

AB'nin önünde zor bir denklem var: Hem seçmeni sakinleştirmek hem ekonomiyi ayakta tutmak. Fakat mevcut tablo, bu iki hedefin aynı anda başarılmasının pek de kolay olmadığını gösteriyor. Dahası, karar alma mekanizması giderek ağırlaşıyor. Stratejik akıl, bazen Brüksel güneşinde eriyen bir kartopu kadar kalıcı olabiliyor. Az sayıdaki sağduyulu ses ise çoğu zaman kalabalık söylem arasında kayboluyor.