31 Mart akşamı bu üç ülkeden bir ya da ikisi halkını sevince boğacaktı. Mart ayının son akşamında bizim çocuklar kazandı; nisan ayının ilk dakikalarında Bosna halkı sevindi. Kısa vadede güzel başarılar yakalayan Kosova ise elendi.
Kosova ve Bosna; dağılan Yugoslavya'da biri eyalet, diğeri özerk bölge, bu iki ülkenin toplam nüfusu beş milyon bile değil ama başarıları göz ardı edilemez.
Yugoslavya bir bütün olarak kalabilseydi neler olurdu, diye düşünmek gerekiyor bazen.
Düşünsenize; Modric, Dzeko, Tadic, Vedat Muric, Kovacic, Perisic, Matic, Pavlovic, Gvardiol, Rahmani, Kolarov, Jan Oblak, Sesko, Elif Elmas, Zhegrova, Pjanic, Vlahovic, Mitrovic, Milinkovic-Savic... Bunlar beraber oynayabilseydi!
Avrupa ve Dünya Kupalarında bambaşka takım izleyebilirdik.
Edin Dzeko: Onun profesyonelliğini 40 yaşına gelmiş olmasına rağmen isteğini ve arzusunu görmek genç oyuncular için tam bir ders.
Play-off final eşleşmesinde İtalyan oyuncuların eşleşmeyi gülerek karşılamasına rağmen. Dzeko; 90 dakika boyunca sahada bir savaş olacak ama İtalyanlarla her zaman dost kalacağız.
Sorulan soruya verdiği cevap ders niteliğinde:
"Herkes ayağa kalkıp İtalyan millî marşını alkışlamalı. Birçok kişi unutuyor ama İtalya, savaştan sonra 1996'da burada bize karşı maç yapan ilk ülkeydi."
Edin Dzeko, çocukluğunda savaşı yaşamış biri olarak şunları söylüyor: "Annem bir gün çayırda top oynamama izin vermedi, ben de evde kalmak zorunda kaldım. Sonra atılan bombalar çayıra isabet etti ve birçok arkadaşım orada öldü."
İşte millî marşların duyguların ne kadar önemli olduğu ortada; biz de bazen millî marşları ıslıklıyoruz.!
Diğer maçta bizim çocuklar, Vokri Stadı'ndan zor da olsa çıktılar. Kâğıt üzerinde kolay gözükse de bu maçlar, özellikle final havasında, her takım için zordur. Bu stattan çıkamayan çok başarılı ülkeler oldu. Biz başardık ama yine eleştiriler zirve yapmıştı;
ilk yarı biterken...
"Forvet neden yok, Kerem niye sahada, Montella bize kurşun sıkıyor..." gibi söylemler ahlar vahlar ederek maçı izledik; hop oturup hop kalktık. Olması gereken bu değil mi Heyecan, istek ve son ana kadar mücadele.
Biz zaten direk gitmeliydik. "Ee, İspanya'yı nasıl yeneceksin, grupta onlar vardı.", "Başka biri gelse, forvet gelse, giden geri gelse..."
Alex, Melo, Oosterwolde daha birçok yabancı futbolcu, bazı kişilerden daha çok sevindi 2026'da yer almamıza.
Tabii pusuda bekleyenler de vardı: "Kosova yener, sabahına Montella gönderilir; hafta sonu Tedesco kaybeder, 'başarısız hoca niye Fenerbahçe'ye getirildi' gündemi oluşur."
Bir de eski düşüncelerde kalmış iş adamları var; "Kapıyı açıp 1 milyon avro primi de benden." gibi laflar ediyorlar. Orası sizin sahip olduğunuz çimento fabrikasının kapısı değil. Hangi makamı temsil ettiğiniz zaten belli değil. İçeri birilerinin tanıdığıyla girdiniz; bu işi bari gizli yapın, reklam yapar gibi.

18