Üç var olma savaşı

İRAN savaşı artık üç temel var olma mücadelesine dönüşmüş vaziyette.

En başta İran rejimi, ABD ve İsrail'in saldırılarına karşı bir var olma savaşı veriyor.

Saldırıya uğrayan taraf olarak meşru müdafaa hakkını kullandığı söylenebilir.

Ancak savaş hukukunu çiğneyerek üçüncü ülkelere füze, dron saldırıları yapmak gibi bel altı vuruşlara girişmesi İran açısından kaybedecek bir şeyin olmadığının göstergesi.

Çatışma teorileri bize hayatta kalma mücadelesi verenin korku eşiğini aştığında psikolojik üstünlüğü ele geçirebildiğini söyler.

İran açısından da bu yaşanıyor. Hamaney öldürüldü, Laricani öldürüldü ama rejim ayakta.

İran şu anda denge faktörünün aradan kalktığı, Devrim Muhafızları'nın Paydari'nin daha etkili hale geldiği yaralı ama sert bir aslan görünümünde.

Çatışmaların uzaması da şimdilik İran'ın lehine işliyor gibi görünüyor.

Haberin Devamı

Rejim açısından en kolay strateji bir kaos planıydı. Üç haftada bu kartı iyi oynadı.

Rejimin yıkılması artık çok daha zor görünüyor. Ancak her kaosun sonu selamete çıkmayabilir.

KENDİ ETTİ KENDİ BULDU

İran savaşı geldiği nokta itibarıyla Trump açısından da bir siyasi var olma mücadelesine dönüştü.

Savaşa başlarken Trump, içeride Epstein dosyalarının baskısını hissediyordu. Muhtemelen bundan kurtulup ABD'deki ara seçimlere muzaffer bir komutan olarak girmek istedi.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Hürmüz Boğazı'yla enerji krizi Amerikan halkının da eteğine ateş taşıyınca Trump bir anda kendini bir ölüm kalım savaşında buldu.

ABD Başkanı öyle bir girdabın içine girdi ki artık kimse ne söylediğini anlamıyor.

Önünde iki seçenek var gibi: Çok daha büyük kaosu tetikleyecek bir şiddete yönelmek ya da kendince onurlu bir çıkış aramak.

İkincisi herkesin hayrına. En iyi senaryoda masaya geri dönüş ihtimali var. Tabii bu noktada Trump'ın çizilen karizmasını telafi etmesi zor görünüyor.

TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR

İran savaşı, Gazze katliamının sorumlusu Netanyahu açısından da bir siyasi ikbal meselesi.

Hakkındaki savaş suçları nedeniyle ABD dışında pek az yere gidebilen İsrail Başbakanı, ülkesinde de önemli kesimin öfkesine karşı koymaya çalışıyor.

Haberin Devamı

Netanyahu'nun politikalarına olan uluslararası tepkinin antisemitist bir dalgayı hortlattığı da aşikâr. Aklı başında İsrailliler, Netanyahu'ya bunun için de kızıyor.

Savaş ne kadar uzarsa o kadar işine geliyor gözükse de İsrail kentlerinin vurulmaya başlanması Netanyahu açısından bile sürdürülebilir gözükmüyor.

Şimdi İsrail'i İran füzelerine karşı bir arada tutmaya çalışıyor. Bir yandan da Avrupa'ya "füzeler sizi de vurabilir" diyerek cepheyi genişletmek istiyor.

Diğer tarafta da Lübnan üzerine uzun sürecekmiş gibi görülen bir operasyona girişti. Savaştan başka yolu yok.

Ekimdeki seçimlere kadar buradan bir başarı hikayesi yazamazsa işi kolay değil.

Haberin Devamı

CIA'İN BÜYÜK ÇUVALLAMASI

İRAN savaşı öncesinde Mossad'ın "İran'a saldırırsak halk ayaklanacak ve rejim çökecek" diye bir rapor hazırladığı, Netanyahu ve Trump'ın buradan hareketle savaşa giriştiği konuşuluyor.

En büyük istihbarat örgütlerinin bu tip fiyaskoları çok da şaşırtıcı değil.

Bugünlerde Amerikalı gazeteci Scott Anderson'un 'Kings of King' (Şahların Şahı) isimli yeni çıkan kitabını okuyorum.

Anderson, ABD yönetiminin İran Devrimi'ne nasıl hazırlıksız yakalandığını çarpıcı örneklerle anlatıyor.

İran'daki ayaklanmanın başlamasından sadece beş ay önce CIA, Başkan Carter'a "1980'lerde İran" başlığı taşıyan gizli bir rapor sunmuş.

Rapor diyor ki:

Haberin Devamı

- Yakın gelecekte İran'ın siyasi tavrında radikal bir değişim olmayacak.

- Şah, 1980'lerde de İran siyasetinde aktif bir rol oynayacak.

Evet, İran devriminin başlamasına birkaç ay kala ABD Başkanı'nın masasındaki rapor bu öngörüde bulunmuş.

ÖZAL, HÜRMÜZ KRİZİNİ NASIL AŞTI

GEÇEN hafta İran-Irak savaşı döneminde yaşanan Tanker Savaşı'nda Hark Adası'nda hedef olan Türk gemisi Atlas 1'den bahsetmiştim.

O dönemde Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda hedef alınan 7 Türk gemisi var.