ABD-İsrail'in İran'a başlattığı saldırıların beşinci gününde önümüzdeki manzara biraz netleşti.
Saldırı taktiği ve yayılmasına baktığımızda yaşananın Trump'tan çok Netanyahu'nun savaşı olduğu ortada.
Trump'ın İran rejimini deviren lider olarak tarihe geçmeye ikna edildiği bir savaşın ilk perdesini izliyoruz.
Teokratik bir oligarşiyle halkını dünyadan koparan İran rejimini övecek değilim.
Ancak bir ülkeye havadan bomba yağdırmanın, sivilleri öldürmenin kimseye özgürlük getirmeyeceğini biliyoruz.
Benzer bir senaryoyu 20 yıl önce Irak'ta görmüştük.
O dönemde Irak'ın "kitle imha silahlarına sahip olması" savaşın meşru sebebi olarak gösterilmişti.
Bugün ise böyle bir meşruiyet zeminine bile gerek duyulmuyor.
Saldırılar, ABD'nin tehdit olarak gördüğü İran nükleer programına ilişkin müzakereler sürerken başladı. Savaş için herhangi yasal bir gerekçe de sunulmadı.
Haberin DevamıYani bunun uluslararası hukuka uygun bir çatışma olmadığı ortada.
Ancak reel politik açısından bakıldığında İran'a saldırmak için ortada benzersiz bir fırsat vardı.
İçerideki tepkileri kanlı çatışmalarla bastıran bir rejim, Ukrayna savaşı dolayısıyla İran'a destek veremeyecek bir Rusya, kendi derdi içinde debelenen ve ABD'ye karşı ses çıkaramayacak bir Avrupa...
Bütün bunların yanına henüz küresel bir diplomasi figürü olmaktan çok uzak Çin'i de eklediğinizde İran'a saldırı konusunda İsrail ve ABD için gökteki bütün yıldızlar bir araya gelmişti.
Şimdi İsrail ve ABD, İran'ın kendileri açısından bir tehdit olmaktan çıkması arzusunda.
Bunun da kabaca iki aşaması var:
- İran'ın askeri olarak dize getirilmesi.
- Ortaya çıkan kaos ile birlikte rejimin çökmesi.
Bu senaryoya göre İran'ın saldırdığı alan ne kadar büyürse askeri kapasitesi de o kadar hızlı tükenecek.
İşte yaşananın Trump'tan çok Netanhayu'nun savaşı olduğunu gösteren noktalardan biri de bu.
ABD İran'ı dize getirmek istese de Ortadoğu'daki müttefikleri açısından çatışmanın yayılmasını arzu etmez.
Ancak bu paradigma mevcut İsrail yönetimi için geçerli değil. Netanyahu açısından "Ne kadar kaos o kadar hızlı sonuç" demek. Dördüncü günün sonunda manzara bu yönde işliyor.
Haberin Devamıİran'la açılan ilk perdenin hemen Lübnan'a sıçraması da bunu kanıtlıyor.
Fakat tarih Ortadoğu yangınında alevleri kontrol etmenin o kadar kolay olmadığını öğreten örneklerle dolu.
TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK NOKTA
İran'a saldırının Türkiye açısından kısa vadede yaratabileceği üç sorun var: Yeni bir göç dalgası, enerji güvenliği ve terör örgütünün olası boşluklardan faydalanması.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle yaptığı toplantıda bu konulara değinmiş.
Geçen yaz yaşanan 12 Gün Savaşı'nda da benzer bir hareketlenmenin olduğunu hatırlatan Fidan'ın şu sözleri önemli:
"Farklı çizgideki Kürt grupların bir araya gelerek bir ittifak kurduklarını, ortak açıklamalar yaptıklarını da görüyoruz. Bunlar rejimle ne kadar savaşacaklar, bulundukları yerdeki diğer etnisitelerle ne kadar savaşacaklar, neyi hedefliyorlar, hepsini takip ediyoruz."
Haberin DevamıPKK'nın Türkiye'de kendini tasfiye ettiği, Suriye'de YPG/SDG'nin merkezi hükümetle entegrasyon sürecine girdiği bir dönemde en kritik gelişmeler bu sorunun etrafında yaşanacak.
KURULAMADAN ÇATIRDAYAN İTTİFAK
İran'a saldırının hemen öncesinde Netanyahu, aralarında Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve Hindistan'ın da bulunduğu birkaç ülkeden bahsedip bir "Altıgen İttifak" kurma niyetinde olduklarını açıkladı.
Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ise bunu coşkuyla karşılayıp "Biz bu işte varız" dedi.
Aradan sadece bir hafta geçti... İran dronları Kıbrıs'taki İngiliz üssünü hedef aldı. İran füzelerinin menzilinde olduğunu anlayan Atina ve Rum Yönetimi'nden

5