BU yılki Nobel Barış Ödülü'nü kazanan Navi Pillay, Türkiye'de de yakından tanınan bir insan hakları hukukçusu.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Adalet Divanı yargıçlığı görevlerinde bulundu.
Geçen sene Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na sunduğu raporda "İsrail'in Gazze'de soykırım kapsamına giren dört suçu işlediğini" ortaya koydu.
Böylece Gazze'deki soykırımı uluslararası hukuk açısından kayıtlara geçirdi.
Pillay, Hint kökenli Güney Afrikalı bir otobüs şoförünün yedi çocuğundan biri. Bunu kişisel söyleşilerinde gururla söylüyor.
Bir hukukçu olarak ülkesindeki Irkçı Apartheid rejiminden Ruanda'ya oradan Gazze'ye ulaşan mücadelesi ilham verici.
BM İnsan Hakları komiseri olduğu dönemde yaşanan Mavi Marmara baskınına da en sert tepki gösteren isimlerden biri olmuştu. O dönem İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ablukanın hem hukuksuz hem insanlık dışı olduğunu söylemiş, uluslararası sulardaki gemi baskınına büyük tepki göstermişti.
Haberin DevamıNavi Pillay
Görevinden ayrılmadan önceki son söyleşisinde Gazze'nin daha önce gördüğü savaş alanlarından farklı olduğunu, insanların bir açık hava hapishanesinde başka bir ülkeye sığınma olanağı olmadan öldürüldüklerini söylemişti.
Güney Afrika'nın ayrımcı rejiminde büyümüş, Ruanda'da, Myanmar'da çalışmış bir hukukçunun en acı itiraflarından biriydi bu.
Yazdığı rapor dolayısıyla kendisini antisemitizmle ve yalancılıkla suçlayanlara şu cümleyle meydan okumuştu: "O zaman nerede yanıldığımızı söyleyin!"
Nobel Barış Komitesi geçen yılki Venezuela skandalını Pillay'a verdiği ödülle telafi etmiş görünüyor.
İKİ MESELE TEK KRİZ
BİR tarafta İspanya'daki konut krizi dolayısıyla sokağa dökülenler...
87 yaşındaki Mari Carmen Abascal, 70 yıldır oturduğu evden polis zoruyla çıkartılınca protestocuların sembolü haline geldi. Yaşlı kadın üç gün önce bir hastanede yaşamını yitirdi.
Diğer tarafta Fransa sokaklarını ateşe veren genç ve öfkeli öğrenciler...
Haberin Devamı10 gündür süren gösterilerde polisin kullandığı bir şok bombası 15 yaşındaki bir çocuğun ağır yaralanmasına neden oldu.
İki ülkedeki gösteriler farklı nitelikte de olsa sorunların kökeni aynı. Fransa'da eğitim, İspanya'da konut sorunu, Avrupa'nın yaşadığı "refah devleti" modelindeki krizi işaret ediyor.
Uygulamada farklılıklar olsa da Avrupa refah devleti sisteminde, eğitim, barınma ve sağlık herkesin ulaşabildiği temel üç hak olarak görülür.
İSPANYA
Fransa'da sokağa çıkan çocuklar sadece kalabalık sınıfları, yetersiz öğretmenleri, karmaşık ve adaletsiz üniversiteye geçiş sistemini protesto etmiyor. Bu sistemin kendileri için artış işlemediğini, eğitim haklarının ellerinden alındığını düşünüyor.
Haberin DevamıFakat protestolar bugün bitse bile bu konuda geceden sabaha bir iyileşmenin yaşanması mümkün görünmüyor. Bütçede eğitime ayrılan pay azalırken bunu tersine çevirebilecek bir ekonomik durum söz konusu değil. Kamu borcu artarken nüfus yaşlanıyor ve büyüme yavaşlıyor.
Dahası Fransa'daki genç nüfus siyasette kendilerini temsil eden bir yapı olmamasından şikayetçi. Aşırı sağ da mevcut sol partiler de genç nüfusa hitap etmiyor.
Benzer bir durum İspanya'da konut krizi üzerinden yaşanıyor. Göstericiler sadece artan kiralara, turistler yüzünden şişen fiyatlara tepki göstermiyor. Barınma haklarının ellerinden alındığını düşünüyor.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez bu noktada siyasi bir kumar oynayarak erken seçim kararı aldı. Göstericilere "ben sizin yanınızdayım ama elim kuvvetli değil" mesajı vererek seçimden zafer kazanmayı umuyor.
Haberin DevamıAncak Avrupa'nın erozyona uğrayan refah devleti modeli siyaseti de aşındırıyor. Göstericiler Sanchez'in yanında olacak mı, kendisi için asıl mesele bu.

19