Tuhaf zamanlardan geçiyoruz.
Dünya çatışmalardan çatışmalara savruluyor.
Gözler Ukrayna, İsrail, Venezuela derken kısa bir aranın ardından tekrar İran cephesine çevrildi.
Peki, biz buraya nereden gelmiştik
Hatırlarsanız geçen sene haziran ayında İsrail, İran'ın nükleer tesislerine sürpriz bir saldırı gerçekleştirmiş yüksek rütbeli İranlı askerler ve bilim insanlarını hedef almıştı.
Buna karşılık İran da balistik füzelerle karşılık verip İsrail kentlerini bombalamıştı.
Başta İran'la bir çatışmaya girmeyeceği izlenimi veren Trump yönetimi ülkenin üç nükleer tesisine saldırarak 12 gün süren çatışmayı bitirmişti.
Uzun yıllar süren velayet savaşları sonrasındaki kısa çatışmalarla İran defterine burada virgül koymuştuk.
Haberin DevamıAncak ülkede bir ay önce esnaf tepkisiyle başlayıp rejimin zor yoluyla bastırmaya çalıştığı gösteriler nedeniyle bu defter tekrar raftan indi.
Denklem oldukça karmaşık gözükse de İran'da şöyle bir tablo mevcut:
ABD'NİN ÇOKLU ÇIKARI VE ÇEKİNCESİ
BİR ay içinde ABD yönetiminin İran'daki protestolara odaklanmasını engelleyen iki gelişme yaşandı: Venezuela ve Grönland krizi.
Şöyle ifade etmek de mümkün. Trump yönetimi Latin Amerika ve Avrupa'yı şekillendirmeye çalışırken odak noktasını İran'dan biraz uzaklaştırdı.
Trump'ın "Yardım geliyor" diye duyurduğu ABD donanması bu yüzden gecikmeli olarak yola çıktı.
Ancak bu kısa sürede Amerikan söyleminde de bazı değişimler yaşandı. Amaç göstericilere yardımdan "İran'ın nükleer programının hedef alınmasına" döndü.
Oysa Trump, haziran ayındaki ABD saldırısının ardından İran nükleer programının on yıllarca geriye gittiğini ve kendini toparlayamayacağını söylemişti.
Buradan anlaşılıyor ki Trump yönetimi çoklu diplomatik baskıdan saldırıya bütün opsiyonları kullanmak istiyor.
Fakat burada şöyle bir ikilemle karşı karşıya: Sınırlı bir saldırı, ABD açısından bir "vuruş gösterisi" sayılsa da içeride İran rejimini tahkim etmekten başka bir sonuca ulaşmıyor. Topyekûn bir Amerikan saldırısı ise sonuçları açısından belirsiz bir risk.
Haberin DevamıBurada ABD için yeni bir opsiyon masadayken stratejik saldırı olabilir. Rusya'nın Ukrayna'da denediği bu taktiğe Trump yönetimi de sıcak bakıyor olabilir.
Bugünlerde Washington cephesindeki ciddi strateji yayınlarına bakıldığında daha çok dile getirilen bu seçeneğe göre Trump diplomasiyi sürdürürken sınırlı bir saldırıyla yeni bir "nükleer anlaşma" koparma ve Obama dönemindeki "hatayı" telafi etmenin peşinde olabilir.
PROTESTOCULAR RUBİCON IRMAĞINI GEÇTİ Mİ
ABD açısından bile belirsiz olan durum protestoların İran rejimine ne kadar zarar verdiği konusu.
Resmi rakamlara göre hayatını kaybeden protestocuların sayısı 3 binin üzerinde. Kısıtlı bilgi alabilen uluslararası sivil toplum kuruluşları ise bu rakamın en az iki katı olduğunu iddia ediyor. 6 bin ila 17 bin arasında sivil kayıptan bahsediliyor.
Öte yandan son günlerde yaralananları tedavi eden bazı doktor ve sağlık gönüllülerinin de tutuklandığı iddiası var. Bu da İran rejiminin 2019 ve 2022'deki gösterilere göre çok daha sert bir tutum aldığını, bir tutunma mücadelesinde olduğu iddialarını besliyor.
İran'ın içinden yükselen seslere bakıldığında dış müdahalenin istenmediği sloganlar duyuldu. Fakat son zamanlarda "yardım nereden gelirse gelsin" görüşünün de dillendirildiğini görüyoruz.
Eski Roma'da her şeyi göze alıp dönüşü olmayan bir yola çıkanlar için

4