Başlıktaki iddia bana ait değil.
ABD'nin uzun süre Ortadoğu ilişkilerinde önemli rol üstlenmiş bürokratlarından Andrew P. Miller'ın yeni ortaya attığı bir tez.
Obama ve Biden dönemlerinde Ulusal Güvenlik Konseyi ve Dışişleri Bakanlığı'nın Ortadoğu Masası'nda görev yapan Miller, Trump dönemine kadar İsrail-Filistin ilişkilerinden sorumluydu.
Birkaç gün önce ünlü Amerikan düşünce dergisi Foreign Affairs'te 'İsrail istisnasının sonu' başlıklı çarpıcı bir makale yayınladı.
Amerikan bürokratlarından pek duymaya alışık olmadığımız biçimde İsrail-ABD ilişkilerinin yeni bir yaklaşımla elden geçirilmesi gerektiğini iddia etti.
Şunu diyor Miller:
- ABD ile İsrail arasında "istisnai bir ilişki" vardır: İsrail, başka hiçbir müttefik veya ortağa tanınmayan bir muamele görür.
- 7 Ekim sonrası Gazze'de yaşananlar bu ilişkinin sınırlarını ve maliyetlerini çıplak biçimde gösterdi.
Haberin Devamı- Amerikan desteği, İsrail'in Ortadoğu genelindeki pervasız askeri adımlarını teşvik etti ve İsrail'in kendi varoluşsal tehlikelerini de ağırlaştırdı.
- İsrail-ABD ilişkinin mevcut haliyle süresiz devam etmesi mümkün değil.
- İsrail'le diğer müttefiklere benzer daha "normal" bir ikili ilişki kurulmalı.
- ABD bu dönüşümü geciktirirse, İsrail Amerikan halkından ve dünyanın geri kalanından neredeyse tamamen yabancılaşacak.
Miller, ABD-İsrail ilişkilerinin Bill Clinton döneminden itibaren "açık çek" politikasına döndüğünü ve bugünkü durumu hazırladığını iddia ediyor.
Trump döneminde de birkaç zorlama haricinde bu "açık çek" politikasının devam ettiğini söylüyor.
Ekimdeki Gazze ateşkesinin, Trump'ın İsrail'le istisnai ilişkiden sapmasıyla mümkün olduğunu ama bunun uzun vadeli bir politika olmayacağını düşünüyor.
Bence altını çizdiği en önemli unsur şu: Bugün Amerikan toplumuyla Washington'ın İsrail'e yaklaşımı açısından tarihi bir kırılma yaşanıyor.
Netanyahu, işleri Amerikan halkıyla değil Trump'la yürütüyor olabilir. Ama Amerikan halkıyla yönetim arasında böyle bir kopukluk uzun zaman sürdürülemez.
Özetle; İsrail-ABD ilişkisinin "kontrollü bir normalleşmeye" gitmesi dünya açısından bir zorunluluk.
Haberin DevamıİRAN'I KİM KARIŞTIRIYOR
Üzerinde uzun uzun tartışmaların yapıldığı bu soru bana biraz absürt geliyor. Son 45 yıldır İran kadar düşmanı ve dostu belli olan az ülke var.
Dolayısıyla herhangi bir karışıklık çıktığında bakılacak adresler belli. Bunun için tefekkür dünyasına dalmaya gerek yok.
Zaten sosyal medya çağında artık bütün kışkırtmalar açıktan yapılıyor. Trump tehdit ediyor, Mossad Farsça tweet atıyor.
Ama bence asıl sorulması gereken İran'ın yıllardır birikmiş dertlerine rağmen önemli kısmına sırt çevirdiği kendi halkının sesine ne kadar kulak verdiği.
Yani İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın "meşru kaygılar" diye dile getirmeye çalıştığı şey.
İran rejimi bunu yapabilse ülkeyi kimin karıştırmaya çalıştığının önemi pek kalmaz.
Haberin DevamıKIBRIS, TÜRKİYE VE AB
Kıbrıs Rum Kesimi, AB üyesi olmasının ardından ikinci kez dönem başkanlığını devraldı.
Her ne kadar bürokratik bir döngüye bağlı olsa da dönem başkanı durumundaki Kıbrıs Rum Kesimi'nin

4