Ben çocukluğumda, Üsküdar'da büyüdüm, gerçek bir mahallede.
Konu komşu, anneler, babalar, arkadaşlar ve dostlar birbirine "nasılsın" derdi.
Gözlerinin içine baka baka gerçekten birbirlerinin nasıl olduğunu merak ederlerdi.
Sen nasıl olduğunu anlattıktan sonrası, sen nasılsın dediğinde o da nasıl olduğunu anlatırdı.
Gerçekten, senin nasıl olduğunu dinlerdi.
Nasılsın sıralamasının adabı vardı.
Nasılsın demenin o insanı merak ettiğinin gerçek bir duygusu vardı.
Gerçekten insanlar kalben birbirinin nasıl olduğunu merak ederdi.
Hayat değişti.
Daha doğrusu insanlar değişti.
Kimse kimsenin nasıl olduğunu merak etmiyor.
Eh o zaman aslında kimse kimsenin umurunda değil, değil mi
Nasılsın
Çokta fifi.
Sen beni dinle ben anlatacağım sana.
Kardeşin ya da en yakının bile kendinin nasıl olduğunu anlatmak için "nasılsın" diyor.
Yani.
Aslında nasılsın demenin kandırmacası yaşanıyor.
Aslında nasılsın demenin bahanesini kendine yaratıyor.
Bahane var.
Kandırmaca var.
O zaman nasıl olduğunun kimin için anlamı var ki.
Çoğu zaman sana ne demek istiyorum.
Nasılsın diyor, "bugün iyi değilim " diyorum, bende alışverişe gittim geldim, başlıyor çocuklarını anlatmaya.
Nasılsın diyor.
Tansiyonum kötü diyorum, akşam üzeri uğrarım bende tansiyon aleti var, bir de onunla ölçeriz diyor.
Akşam üzeri uğramıyor.
Evine gelen misafirleri anlatıyor.
Vallahi, ne nasılsın demeleri ne kendilerini anlatmaları umurum değil.
Değeri yok ki, canım sıkılsın.

32