Bu sabah güzel kalbim, güçlü bacaklarımla yataktan kalktım, saat 05.00'te uyandım.
Havada serin, oh mis.
Hava durumu her daim ağzında olan, şikayeti olan bir kadın değilim.
Dedim ki, sokakta tezgah satıcıları, bahçe temizleyen insanlar, tabiat ve hayvanlar nefes alsın.
Zaten hayattan homurdanan, şikayet eden biri değilim.
Çok şükür "şükür" bilirim.
Ruh gribi olan biri, hiç değilim.
Seneler önce, oğlum liseyi bitirdi,
Amerika'da üniversite okuması için, başvurularda bulunduk.
Kabul gelenlerden birini tercih ettik.
Eh artık üniversite okumaya oğlum gidecek.
Vize almamız gerekiyor tabi ki, Amerikan konsolosluğunun önünde kuyrukta bekliyoruz.
Sabah erkenden gitmişiz, bayağı kuyruk var, ana oğul kim bilir ne telaş ve ne heyecan içindeyiz.
Ve ana oğul kim bilir neler konuşuyoruz.
Analık endişesi var içimde, onda da hiç bilmediği bir yere gidecek telaşı ve hafif te korkusu var.
Arkamızda bir hanımefendi var, yaşça büyük.
Diyor ki, istemeden sizi dinledim, oğlunuzun şansı bahtı açık olsun, Allah zihin açıklığı versin.
Ve her insanın, hayatta bir şeytanı vardır, Allah orada şeytanı ile karşılaştırmasın.
Öylece kalakaldım.
Çok şükür şeytanı ile orada karşılaşmadı ve bildiğim kadarı ile henüz buradan karşılaşmadı.
Bana gelince, ben öyle biri ile karşılaşır ki şeytana uyar yanlış şeyler yapar anlamıştım.
Sonra anlıyorum ki.
İnsanın şeytanı her zaman var, sen şeytana uy diye beklemez, çoğu zaman sana kötülük yapmak için bekler.
Aslında gerçek şeytan budur.
Senelerce okursun, senelerce çalışırsın, iyisi ve kötüsü ile insanlar çıkar karşına ve mücadele edersin.
Mutlaka öyle ya da böyle başa çıkarsın.
Ama hayat bu bazen hiç ummadığın anda, ummadığın insan şeytanın olur.

29