Haberi duydum ve öylece kalakaldım, bence herkes, hepimiz öylece ortak acı içinde kaldık.
Bugün millet olarak ortak kederimiz var.
İlber Hoca benim için hiç ölmeyecek gibi ölümsüz geliyordu.
Birden, geçmiş zamana gittim.
Urla'dayız , Enginar Festivali var, o mis kokulu enginar ve o mis kokulu enginar yemekleri ve
cıvıl cıvıl insan kalabalığı ile festival günlerini hatırlıyorum.
İlker Hoca konuşmacı olarak davet edilmiş ve oraya gelmişti.
Hatta beni havalimanından alan şoför, sizi bırakacağım, akşam üzeri İlber Hoca gelecek, onu
almaya gideceğim demişti.
İlber Hoca geldi, meydanda kurulan kocaman sahnede ona yakışan bir koltuk hazırladılar.
O kalabalığın içinde, elinde mendili üzerinde hiç değişmeyen vakur duruşuyla, bir kitabın
sayfalarından fırlamış gelmiş gibiydi.
Onu dinlemek sadece bilgi almak değil, bir devrin nefesini hissetmek gibiydi.
Ben de oraya konuk olarak gitmiştim.
Ne kadar şanslıydım ve herkes ne kadar şanslıydı, İlber Hoca'yı bu kadar yakından gördü ve
dinledi.
O festivalde, sokaklarda ve hatta enginar pişen restoranlarda aynı havayı soluduk.
Restoranlar enginar ile türlü çeşit yemeklerini hazırlarken, İlber Hoca gelecekmiş telaşında
idi.
Hatta, Doktor Ender Saraç da oradaydı, o da konuşmacı konuktu ve sohbetleri olmuştu.
Ama bugün.
İçimde tarafsız bir hüzün, elimde yazmakta olduğum bir kalem var.
Anlatılacak gibi değil ya da bu satırlara sığacak gibi değil, öyle bir değeri kaybettik.
Türkiye sadece bir profesörü değil, bir tarihçiyi değil, yaşayan bir kütüphaneyi, bu toprakların
en gür, en doğru seslerinden birini kaybetti.
İlker Hoca o meşhur ifadesiyle biz cahilleri öksüz bırakıp sonsuzluğa yürüdü.
Onu sadece televizyon ekranlarında, o her cümlesi ders niteliğindeki sohbetlerinden tanımak
yetmez.
İlber Hoca bir devrin son temsilcisiydi.
Arşivlerin tozunu yutmuş, lisanların efendisi, ama en çokta tarihi sevmeyi öğretmiş bir

5