Çocukluğumu hatırlıyorum.
Bayram geliyor diye günleri sayardık, ailemdeki herkesi çok heyecanlandırırdı, çok sevinirdik.
Önce, Ramazan Bayramı sonra Kurban Bayramı.
Ikisi de dini bayramlar ve anlamını bilenler için çok onemliydi.
Çocukken, çok sevinirdim bayram sabahına kırmızı rugan ayakkabılarımı giyeceğim için sabahın olmasını beklerdik.
Çok heyecanlanırdık bayram harçlığı alacağız diye.
Herkesin avuçları limon kolonyası kokardı.
Büyükler, sabah namazına gider gelir, sonrası yaşasın el öpme sırası.
Yaşasın kahvaltı sofrası.
Büyüdükçe bayramlar da, bayram sevincine, bayram hüznü ortaklık eder hale geliyor.
Ailesinde kayıpları olanların, bayram hüznünü yaşayanlar bilir.
Ayrı bir hüzündür o.
Boyun büken hüzündür.
Eh insan hayatının büyük bir bölümünün hüzün, küçük bir bölümünün neşe olduğunu söyleyen büyükler var.
Oransal olarak da konuya bakmışlar.
Her kişinin hayatının yüzde otuz dokuzunun hüzün, kırka birinin neşeden ibaret olduğunu söylüyorlar.
Belki, neye göre bakmışlar tartışılabilir.
Ama aşikar olan, insan hayatında hüzün duygusu daha baskın yaşanıyor.
Mübarek Kurban Bayramı günlerindeyiz.
Sila-ı rahim yapanların ziyaret günlerindeyiz.
Senelerdir tartışarak, insanların bu konuda kafası karıştırılmaya çalışılacaktır da, insanların kurban ibadeti konusunda inançları sapasağlam yerinde duruyor.
Normal hayatında sofrasından et eksik olmayan, et yemezse doymayan insanlar var.
Nerede, ne zaman et yiyecek hep akıllarında bununla insanlar var.
Dini inançla, ülkedeki herkesin evine et girsin dualarıyla yaşanan bayramı sorguluyorlar. Kurban pazarlarına baktığınızda anlaşılıyor ki, inançlar sapasağlam yerinde.

33