Rodos'ta seramikle kurulan mit ve bellek hattı

Her yaz tatili konuşuyoruz. Ama aslında konuştuğumuz şey hiçbir zaman sadece tatil olmuyor. Bazen bir sergi için uçağa biniyoruz, bazen bir bienalin peşinden bir adaya gidiyoruz. Çünkü bazı rotalar denizinden önce anlattığı hikayeyle çağırıyor insanı. Bu yazın en güçlü kültür duraklarından biri hiç kuşkusuz Rodos. Biennale of Contemporary Keramics (BCK), ikinci edisyonunda "Where the Day Starts – Günün Başladığı Yer"temasıyla 6 Haziran-31 Ekim 2026 tarihleri arasında Rodos'u çağdaş seramiğin en dikkat çekici buluşma noktalarından birine dönüştürüyor.

Rodos'un bu tema için seçilmiş olması tesadüf değil. Yunan mitolojisine göre Zeus, denizin ortasında bu adayı yükseltir. Güneş Tanrısı Helios ise sudan doğan bu kara parçasını gördüğü anda ona aşık olur ve sevgilisi Rhodos'un adını verir. O günden beri ada, güneşin ilk doğduğu yer olarak anlatılır. Işığın, bereketin ve yeniden doğuşun simgesi haline gelir. Bienalin çıkış noktası da tam burada başlıyor. Çünkü "Günün Başladığı Yer" yalnızca coğrafi bir tanımlama değil; her şeyin yeniden başlayabileceği o sıfır noktasını temsil ediyor.

Hayatın anlamını yitirdiğini düşündüğümüz anlarda bile yeni bir sabahın mümkün olduğunu hatırlatıyor. Ve bunu anlatmak için seçilen malzeme seramik. İnsanlık tarihinin en eski üretim biçimlerinden biri olan seramik, burada yalnızca bir sanat nesnesi değil. Bazen konuştuğumuz bir dil kadar doğal, bazen gündelik yaşamın sıradan bir parçası, bazen de toprağın içinde binlerce yıl saklanmış bir hafıza taşıyıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Her eser, ateşten geçerek oluşmuş yeni bir belleğe dönüşüyor. İlk edisyonunu Santorini'de gerçekleştiren Biennale of Contemporary Keramics, her yıl Yunanistan'ın farklı bir adasını odağına alarak yeni kültürel bağlar kurmayı amaçlıyor. Bu yıl ise Akdeniz'in en katmanlı şehirlerinden biri olan Rodos, bienalin doğal bir uzantısına dönüşmüş.

HİKAYE EKSENLİ DÖNÜŞÜM
2022 yılının New York'unda, Beyond King Tut sergisinin loş ve büyüleyici atmosferinde Mısır tarihinin ihtişamına ilk kez dijital bir pencereden baktığımda duyduğum heyecanı hâlâ hatırlarım. Ancak o günden sonra zamanla fark ettim ki, bu pazarın bir numaralı para birimi teknoloji haline gelmişti. Projeksiyon cihazlarının çözünürlüğü düştüğünde, animasyonlar akıcılığını yitirdiğinde ya da etkileşimli alanlar tekdüzeleştiğinde, serginin o büyüleyici büyüsü bir anda buharlaşıveriyordu. Takvimler 2026'yı gösterdiğinde, yolum bu kez Londra'ya düştü. DEM Müzecilik'in imzasını taşıyan ve insanlık tarihinin en köklü medeniyetlerini aynı çatı altında buluşturan "Timewalk Exhibition" projesiyle karşılaştığımda, beklentilerim yine teknolojik bir zırh altındaki görsel şölene odaklanmıştı.