Bir süredir sahnelerde, ekranlarda ve sosyal medyada aynı şeyi görüyoruz...
Mizah, zeka kırıntısının değil; küfrün, aşağılama refleksinin ve sınıfsal öfkenin omuzlarında yürümeye çalışıyor. Karşıdakinin kilosuna, yüzüne, konuşmasına, aksanına, hayvanına...
Kısacası en zayıf noktasına vurarak kahkaha almaya çalışan bir komedyen var. Ve itiraf edeyim: Ben gülmüyorum. Gülmediğim gibi, içimden "Bu kadar mı" diye sormadan da edemiyorum. Çünkü bu artık "mizah" değil, toplumsal komplekslerin sahneye taşınması. Kompleksler sahneye taşınınca mizah mı oluyor acaba düşünmeden edemiyorum. Dünyanın genel trendi bu: Komik olmanın kolay yolu, "zenginle dalga geçmek" üzerinden prim yapmak. Varsıl olanın, iyi eğitim almış olanın, farklı hayat sürenin karikatürize edilmesi "halktan olmanın kanıtı" gibi sunuluyor. Oysa bu kolaycı popülizm, gerçek mizahın önüne set çekiyor. Zeka gerektiren hiciv yerine, "onlara giydirirsem alkış alırım" mantığı hâkim.
Geçen gün Gökhan Ünver'i izledim. İzlemez olsaydım. Küfür var hem de bol. Ama mesele küfür değil; seçilen konunun hoyratlığı. Bir yatak başlığı ferforje hikayesi var suratı kırmızı olan olana. Bir de "Benim köpeğim var, adı Sokit" diyor.
İlk dakikada düşüyor mizah çıtası. Sokak köpeği + it = Sokit şakası... Yaratıcılık, zekâ, derinlik Yok. Devam ediyorum dinlemeye. "Akrabalarım köpek sevmez, ahıra bağlayalım diyorlar." Şiddetin bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, üstelik sokak hayvanlarıyla ilgili duyarlılık zirvedeyken, bu cümlelerin sahnede normalleşmesi gerçekten problemli. Yetmiyor: "Akrabalarım silah sıkıyor." Eee Komik olan neresi Biz bundan ne anladık, ne kazandık, nereye güldük Karikatürize edilen şey şiddet olunca, mizah işlevini kaybediyor. Geriye sadece rahatsızlık kalıyor. Bence günümüzde mizahın iki temel sorunu var: Kolay olana kaçmak ve sorumluluk bilincinin yokluğu. Küfür; hazır gülme efekti. Aşağılama; anlık tepki garantisi. Sınıfsal giydirme; sosyal medya alkışı. Ama bunların hiçbirinde yaratıcılık yok. Mizah özgür olmalı, evet. Ama şiddeti normalleştiren, hayvanlara yönelik kötü muameleyi espri malzemesi yapan, zayıfı hedef alan bir mizah "özgürlük" değil, denetimsizlik ve sorumsuzluk. Sanat özgürdür ama toplumsal etkisi vardır. Bu etkiyi görmezden gelmek de bir çeşit kolaycılık.
2025 İNTİKAM GÜNCELLEMESİ: KİMSE BLOKLAMIYOR, ÜZERİNE BOT YAĞDIRIYOR
Gerçekten insanlık olarak çok ilerledik. Hani bir zamanlar "intikam soğuk yenen bir yemektir" denirdi ya... Artık oda sıcaklığında, bluetooth bağlantılı, algoritma destekli bir sürümdeyiz. Çünkü öğrendim ki, efendim, birine gıcık olduğunuzda kavga etmiyorsunuz, laf sokmuyorsunuz, story atıp üste yazmıyorsunuz... Hayır. Daha rafine, daha çağdaş, daha teknoloji dostu bir yöntem varmış: Bot hesap göndermek. Diyorum ki, "Nasıl yani" Meğer baya baya, "Uygunsuz hesaplar timi" diye bir ekip varmış, hedef kişinin profiline doğru sel gibi akıyorlar.
Öyle böyle değil. Hesap spam yiyor, belki kapanıyor, kapanmasa bile takipçi listesi komple +18 temalı profil doluyor. Kullanıcı sil sil bitiremiyor. Parmaklar tendonit, gözler kan çanağı... İşte bu, tam bu çağın intikamı. Dijital eşkıyalığın çiçek açmış hali. Eskiden kapıya siyah çelenk yollanırdı, şimdi timeline'a bot yollanıyor. İnsanlık gerçekten bambaşka bir noktada. Dünya Mars'a koloni kuramadı ama "Gıcık olduğum kişiye 400 uygunsuz bot salayım da telefonu çalınsın" projesi jet hızında gelişti. Ve ben ne yaptım Tabii ki çok güldüm. Çünkü ne yapayım Ya gerçekten dramatik bir durum ama aynı zamanda o kadar absürt ki film gibi. Aman siz yollamayın. Ben anlatıyorum ama sakın yanlış anlaşılmasın. Hem ayıp, hem uğraştırıcı ama kabul edelim komik.

4