Londra'dayım ve şansıma gelişim ilk kez Londra Moda Haftası'na denk geldi. Şehrin moda haftasını nasıl sahiplendiğini görünce insan ister istemez İstanbul'u düşünüyor. Bizim de bir zamanlar moda haftamız vardı. Peki ona ne oldu Moda haftası yalnızca podyumda gerçekleşmiyor ki, şehrin içine yayılıyor. Mekanlar dolu, otellerde yer bulmak zor, restoranlarda rezervasyonlar uçmuş. Asıl mesele de burada. Biz bu fırsatı nasıl değerlendiremedik
MODA HAFTAMIZ DÖNSÜN
Londra Moda Haftası beş günde 47 defile, 23 sunum, 10 dijital aktivasyon ve 53 akşam etkinliğiyle şehrin ciddi bir bölümünü hareketlendirdi. British Fashion Council'ın açıkladığı verilere göre uluslararası satın almacı katılımı da geçen yıla göre yüzde 41 arttı. Sponsorlara bakıyorum, burada mesele bizde olduğu gibi logo koymak değil, ekosisteme para ve fikir koymak. Biz neden moda haftasını bir şehir etkinliği haline getiremedik. Neden sponsorlar konuyu sadece markalarının logosunu afişlere koymak olarak algıladı. Biz bu fikirden ne zaman çıkarsak, o zaman sponsorluk reklam olmaktan çıkar ve kültürel yatırıma dönüşür. Londra'da bugün gördüğüm kalabalığın altında biraz da bu var. İstanbul'un da bunu yapabileceğine inanmak için romantik olmaya gerek yok. Geçmişte bunun bir örneğini zaten gördük. Sadece sahip çıkmadık. Ben hala umutluyum ama belki birkaç sponsor bu yazıdan ilham alır ve şahane moda haftamız şehrimize geri döner. Dönmezse ben her farklı ülkenin moda haftası gerçekleştikten sonra bu soruyu sormaya devam edeceğim.
NESLİŞAH YILMAZ'IN ANADOLU BAHÇESİ
Londra Moda Haftası'nda gözüm podyumdan çok, podyumun taşıdığı hikâyedeydi. Karşımda sadece yeni bir koleksiyon değil, İstanbul'dan Londra'ya uzanan ve köklerini Anadolu'da arayan bir tasarım hikâyesi vardı. Türk moda markası Barrus by Neslişah Yılmaz'ın 'The Anatolian Garden' koleksiyonunu izlerken ilk dikkatimi çeken şey kültürel mirastan ilham alınması oldu. Defilenin siyahla başlaması da güzel tercih. Anadolu Bahçesi deyince insanın aklına doğrudan renk gelir. Oysa Neslişah önce karanlık ve güçlü bir zemin kurmuş, sonra renklendirmiş koleksiyonu.
Sanki bahçeye giriyorsunuz ve her adımda başka bir çiçek çıkıyor karşınıza. Bir başka detay ise markanın Fashion Britain Campaign kapsamında yer alan tek Türk markası olması. Moda Haftası'nın resmi platformunda marka için hazırlanan deneyim yalnızca defileden oluşmuyor. Atelier, zanaat, teknoloji ve tasarım hikâyesi bir arada anlatılıyor. Yani mesele "Türk marka Londra'da defile yaptı" cümlesinden büyük. Üstelik Londra seyircisi de tanıdıktı. Lady Amelia Windsor ve Lady Victoria Hervey'in izlediği defileyi Juliet Mayhew'in yürüyüşü kapattı. Esra Oflaz'ın açılışta taşıdığı tasarımın hikâyesi ise podyumdan sonra devam etti. Elbisenin satışından elde edilecek gelirin TEGV'e aktarılması planlanıyordu ve elbise hemen satıldı.

10