Yılbaşına sayılı günler kala evlerde de hazırlıklar başladı. Yeni yıl, yeni umutlar deniyor ama mağazalarda umutlar değil, fiyat etiketleri parlıyor. Büyük bir yapay çam ağacı 10- 15 bin liraya kadar çıkıyor. Diyelim ağacı aldın. "Biraz da şık olsun" dedin. Hop: 10 bin süs, 20 bin ışık, 'minimal' bir dokunuşla 90 bin lira. Olacak iş değil. Ben bu hafta bir yılbaşı ağacı gördüm öyle sıradan bir yılbaşı ağacı değil. 150 bin liraya mal olmuş dendi. 'Şaka mı' diye arattım. Değilmiş. Meğer süslerin tanesi 2 bin lira, ağaç devasa... E, dev ağacı süslemek de kolay değil.
Ağaç boş kalamaz, boş ağaç mutsuzdur, ambiyans yapmaz, Instagram'a yakışmaz. Eyvahlar olsun. Bakın, açıkça söylüyorum: Ben bu yıl evde ağaç süsleme işine karşıyım. Ev ekonomisiyle kavgalı bu ağaç ekonomisi bana fazla. Ama... Mekanlar Ah o mekanlar. Oteller, restoranlar, AVM'ler... Onlar mecbur. O ambiyansı oluşturmak zorundalar. Çünkü müşteri ruhu arıyor; ruh da LED ışıkla, kristal süsle geliyor artık. O gördüğünüz ağaçlar var ya... Hani fotoğraf çekerken ne kadar da görkemli dediğiniz...
NEŞENİN FİYATLANDIRILMASI
Üzerindeki her süs bir servet. Minik bir top, bir yıldız, bir fiyonk: Hepsi küçük ama toplamı büyük. Kapitalizm burada çok zarif çalışıyor size bir detay satıyor, ama faturayı bütün olarak kesiyor. Bu noktada mesele sadece yılbaşı değil. Mesele, kutlamanın metalaşması. Neşenin fiyatlandırılması. Işığın lüks, parıltının yatırım kalemi haline gelmesi. Ağaç süslemek artık bir gelenek değil, bir bütçe planı. Bence süslere bir denetleme gelmeli. Ciddiyim.
Yılbaşı ağaç ekonomisi kontrolden çıkmış durumda. Bir süsün tanesi 2 bin lira oluyorsa, orada sadece estetik değil, ideoloji satılıyordur. Daha parlak ol, daha görünür ol, daha çok harca ideolojisi. Kapitalizm bizi yine içine çekti. Çam kokusuyla, ışıkla, müzikle. Biz de ama çok güzel olmuş diyerek teslim olduk. Belki bu yıl en radikal süsleme, hiçbir şey asmamak olur. Boş bir ağaç. Sessiz. Sade. Ve çok pahalı olmayan bir umut. Ya da bu yıl ağaçsız girelim yeni yıla bir değişiklik olsun ne dersiniz
AYIP OLMASIN DİYE TAHAMMÜL ETTİKLERİMİZ...
Bu ara tuhaf şeyler oluyor.
Ayıp olmasın diye sustuklarımız, ayıp olmasın diye katlandıklarımız, ayıp olmasın diye içimizden neyse deyip geçtiklerimiz... Bir bir adaya veda ediyor. Gidiyorlar. Sessizce ama kararlı. Ayıp olmasın diye dinlediğimiz uzun monologlar vardı mesela. Bizi hiç ilgilendirmeyen, sonunda ben yine kendimi anlattım diye biten. Ayıp olmasın diye cevap verdiğimiz mesajlar, ayıp olmasın diye gittiğimiz davetler, ayıp olmasın diye tolere ettiğimiz enerjiler... Hepsi üst üste geldi. Maruz kalma dozu aşıldı. Bir yerde insan şunu fark ediyor: Ayıp olmasın diye kendine ayıp etmişsin. Zamana, zihne, hatta ruhuna. 2026'ya doğru giderken bence yeni bir toplumsal düzen kurulmalı: Nazik ama net. Kibar ama mesafeli. Çünkü tahammül, karakter özelliği sanıldı uzun süre. Oysa çoğu zaman sadece sınır koyamamaktı. Sarkastik ama gerçek şu: Ayıp olmasın diye katlandıklarımız, bizim yerimize hiç utanmadı.

6