Fatih rotanızı kimden alırdınız

Binlerce yıllık tarihiyle İstanbul hep bir dünya başkenti olarak kaldı ama insan Fatih'e girince anlıyor ki bu şehrin asıl kalbi burada atıyor. İstanbul'un hafızası burada saklı gibi. Her sokak başka bir zamana açılıyor. Her köşe farklı bir hikaye taşıyor. Ben bu keşfe çok sevdiğim gazeteci arkadaşım Ayşe Olgun'un çizdiği rotayla İlber Ortaylı'nın önerdiği İstanbul rotasının tam ortasından başladım.

İlk kez yürüdüm bu sokaklarda. Bir de bayram zamanı olunca semtin ruhu başka olmuştu. Kalabalık vardı ama taşkın değil. Gürültü vardı ama huzursuz değil. İnsanların birbirine bakışında eski İstanbul'dan kalan bir şey hissediliyor burada. İlk durağımız Fatih Sultan Mehmet Türbesi oldu. Fatih Camii'nin avlusunda yürürken insanın sesi kendiliğinden azalıyor. İstanbul'u fetheden, 21 yaşında bir imparatorluğu tarihe gömen ve şehrin kaderini değiştiren bir adam burada yatıyor. Türbe aslında ilk yapıldığı haliyle günümüze ulaşamamış. Büyük depremde yıkıldıktan sonra yeniden yapılmış. Ama yine de o ağırlık hâlâ orada duruyor.
Fatih Sultan Mehmet'in türbesinde tek başına yatması da çok konuşulur. Hayatı boyunca yalnız yemek yediği söylenir onun. Türbede de yalnız. Türbe ziyaretinden sonra çarşıya doğru yürüdük. Sonra Karagümrük. Çok değişik bir enerjisi var buranın. Paçacılar kaynıyor. Sokaklarda bir hareket var ama insanı yormuyor.

Sonra Zeyrek Camii. Sonra yüz yıllık Barbaros Yoğurtçusu. Yoğurtlarımız elimizde dışarı çıktık. Sokaktaki simitlerde bir yanda gözüm. Bildiğimiz sokak simidi ama daha dolgun daha eski zamanlardan çıkmış gibi. Fatih'te insanlar sıcak. Camiler kalabalık ama kimse birbirinin alanına girmiyor. Bir saygı hali var. Karagümrük'ten sonra Kariye Camii. Sonra Vaiz Sokak. Sanırım günün en duygusal yeri burasıydı. Çünkü Turgut Uyar burada yaşamıştı. Edirnekapı'daki Vaiz Sokak onun gençliğinin geçtiği yerlerden biri olmuş. "Vaiz Sokağı Numara 70" şiirini de bu sokaktan ilhamla yazdığı söyleniyor. "Edirnekapı Üstüne Şiir"de de yine bu semtin ruhu dolaşıyor.

UYAR'IN SOKAĞINDA OLMAK
Bir sokağın insanın içine böyle işlemesi çok garip. Orada yürürken yine yanlış çağda yaşadığımı düşündüm. Neden ben Turgut Uyar ile komşu değildim mesela. Ya da Samiha Ayverdi ile sabah yürüyüşüne çıkmıyordum Fatih sokaklarında. Üstelik yürüdüğüm caddede onun diktirdiği ağaçlar vardı. Fatih zaten biraz bununla ilgili bir yer. Başlangıçlarla bitişlerin aynı sokakta yaşamasıyla ilgili. Kaosla huzurun aynı anda var olabilmesiyle ilgili. Nasıl oluyor da bu kadar gürültülü bir semt insanın içini sakinleştirebiliyor bilmiyorum. Belki yüzlerce yıldır herkesin biraz hikayesini taşıdığı için. Bir arkadaşım semtte Suriyelilerin mekanlarının arttığını söyledi, Fatih zaten hep göç alan bir yer olmuş. Her gelen biraz kendi hikayesini bırakmış buraya. O yüzden belki de bu kadar katmanlı. Fatih biraz yürüyerek anlaşılacak bir yer. Sokak sokak gezmek gerekiyor. En iyi restoranların burada olduğunu söylüyorlar ama ben vejetaryen olduğum için o meşhur et lokantalarına biraz uzaktan baktım sadece. Yine de semtin kokusu bile insanı doyuruyor. Ama itiraf etmeliyim aklım hâlâ Barbaros Yoğurtçu'sunda görüp de yemediğim ekmek kadayıfında kaldı. Bir de Kenan Rifai Büyükaksoy Konağı ilgimi çekti. Bazı binalar vardır içine girmenize gerek kalmadan hikayesini hissettirir. Orası öyleydi. Fatih bana biraz şunu düşündürdü. İnsan bazen bir semti gezmez. Bir ruhun içinde dolaşır. Ve bazı yerlerden ayrılırken sanki bir şeyini orada unutmuş gibi hisseder. Ben galiba biraz daha gezeceğim gibi ilerleyen günlerde.