BAZI hikâyeler vardır... Macera diye okursunuz.
Yıllar sonra aynı hikâyeye döndüğünüzde ise bu kez kahramanı değil, kendinizi görürsünüz.
Homeros'un yaklaşık3 bin yıl önce yazdığı Odysseia tam da böyle bir eser.
Christopher Nolan'ın The Odyssey filmiyle milyonlarca insan yeniden Odysseus'un peşine düştü. IMAX salonları dolup taşıyor,film gişe rekorları kırıyor.
Peki 3 bin yıllık bir destan nasıl hâlâ bu kadar güçlü olabiliyor
Sanırım cevabı ne Nolan da ne devler ne tanrılar ne de deniz savaşlarında...
İlker Kocael'in çevirisi ile Fransız filozof Luc Ferry'nin Odysseia üzerine yaptığı bir konuşmada buldum cevabını.
Ünlü düşünür, destanı felsefenin en eski sorularından biriyle okuyor:
"İyi bir hayat nedir"
Ve Odysseus'un yolculuğundan 3 önemli hayat dersi çıkarıyor.
İlki, korkularınızın esiri olmayın.
Haberin DevamıBugün bile reddetmekte zorlanacağımız bir teklif alır Kral Odysseus; sonsuz gençlik ve ölümsüzlük. Ama kabul etmez. Kusursuz fakat kendisine ait olmayan bir hayat yerine; yaşlanacağı, acı çekeceği ve sonunda öleceği bir hayatı seçer.
Destanın dönüm noktalarından biri budur işte.
Çünkü asıl cesaret, ölümsüzlükte ya da sonsuz gençlikte değil; bir gün yaşlanıp, öleceğini bildiğin halde yine de iyi yaşamayı seçmektedir.
İkinci ders, zamandır.
Odysseus'un evine dönmeye çalıştığı 10 yıl süren yolculuğunda karşısına sayısız engel çıkar; fırtınalar, canavarlar, tanrıların öfkesi...
O ise her seferinde engelleri aşmaya odaklanır.
Ne geçmişe saplanır
ne de yolun ne kadar kaldığını hesaplar.
Ferry'ye göre insanın en büyük yanılgısı da budur.
Çünkü zihnimiz sürekli "geçmişin pişmanlıkları" ile "geleceğin kaygıları" arasında gidip gelir.
Oysa iyi bir hayat yalnızca "şimdi" de yaşanabilir.
Üçüncü ders ise en sevdiğim...
"Başkalarının değil kendi hayatını yaşamak."
Kalipso, Kirke, Lotus... Hepsinin de ortak amacı Odysseus'u kendi yolundan vazgeçirmektir.
Bugün bizim karşımıza çıkan cazibeler de farklı değildir.
Daha güzel görünmek...
Daha başarılı olmak...
Daha çok kazanmak...
Her gün hayatımızın aslında ne kadar eksik olduğu fısıldanıyor bizlere.
Odysseus'un hikâyesi ise tam tersini anlatıyor.
Haberin Devamı"Mutluluk, başkasının hayatını yaşamakta değil; kendi hayatına sahip çıkabilmekte."
Belki de işte bu yüzden Odysseus'u 3 bin yıl sonra bugüne taşıyan Truva'yı fethetmesi değil;
Ölümsüzlük gibi vazgeçilemeyecek bir teklifi reddedebilmesi...
Korkularına rağmen yürümeye devam edebilmesi...
Geçmişin pişmanlığı ile geleceğin kaygısı arasında kaybolmadan şimdi de kalabilmesi...
Tüm cazibelerine rağmen kendine ait bir hayattan vazgeçmemesindedir.
BOĞAZ MANZARALI 'MUTSUZLUK'
İstanbul Boğazı'nın akıntısına nazır dizilen o görkemli yalılar...
Yüzyıllardır ihtişamın, zenginliğin ve ulaşılması en güç statü sembollerinin başında gelir.
Dışarıdan bakan için o ahşap duvarların ardında dertsiz, tasasız bir hayat vardır.
Haberin DevamıPeki gerçekten öyle mi
Olmadığını ilk ağızdan dinledik.
Cemiyet hayatının tanınan isimlerinden Derin Mermerci, Emel Özuğur'un programında ezber bozdu.
"Yalı hayatı korkunç."
"Borular patlıyor."
"Sürekli bir sorun çıkıyor."
"Tek avantajı tekneyle karşıya geçebilmek."
E haliyle, ay sonunu getirmeye çalışan milyonlarca insanın ilk tepkisi de aynı oldu:
"Ben o derde talibim abla."
Sanırım son 24 saatin en çok kurulan cümlesiydi buydu.
Mermerci'nin sözleri ve sonrasında yazılıp, çizilenler bana iktisat tarihinin en ilginç teorilerinden birini hatırlattı:

10