"Şiddet mağduru birçok akademisyen kadın olduğunu biliyor musunuz"
Katıldığı bir etkinlikte Seda Sayan söyledi bunu.
Doğru söylüyor.
Seda Bacımın bu cümlesinin arkasında hiç de magazinlik olmayan bir gerçek var. Onlarca kez yazdım. Bir kez daha yazayım:
Şiddetin karşısında eğitimin, kariyerin, ekonomik özgürlüğün ve statünün koruyucu bir zırh olduğunu düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.
Türkiye'nin 7 bölgesindeki üniversitelerde çalışan akademisyenlerle yapılan ve 2023'te Heliyon dergisinde yayımlanan araştırmaya göre kadın akademisyenlerin yüzde 25,4'ü aile içi şiddet yaşadığını söylüyor.
Yani her 4 kadın akademisyenden biri.
Doktora yapmış.
Belki doçent, profesör olmuş.
Ekonomik özgürlüğü var.
Haberin DevamıBir amfide yüzlerce öğrenciye ders anlatıyor.
Ama bunların hiçbiri, eve döndüğünde onu şiddetten koruyan görünmez bir zırha dönüşmüyor.
Dahası, yüksek statülü bu kadınlar yaşadıkları şiddetin yanında bir de "Benim başıma nasıl gelir" utancıyla da mücadele ediyor.
Anlatamıyor.
Yardım isteyemiyor.
Üstelik mesele sadece evde yaşanan fiziksel ya da psikolojik şiddet de değil.
Kadın akademisyenler özelinde yapılan araştırmalar işyerindeki mobing ve cinsiyet temelli şiddetin de ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor.
Seda Sayan, aynı konuşmasının sonunda şöyle diyor:
"Onlar utanmamalı. Bunu yapan utanmalı."
Müthiş doğru.
Profesör de olsa, ev kadını da...
Zengin de olsa, yoksul da...
Utancı mağdurun omuzlarından alıp, ait olduğu yere koyduğumuz gün...
"Zihniyet değişimi" işte burada başlayacak.
VELİLERE İLK ÖDEV: ÇOCUKLARINIZA ÖLÇÜLÜ OLMAYI ÖĞRETİN
Milyonlarca çocuk için bugün ilk zil çaldı; okullar açıldı. Hele yeni okula başlayanlar ve aileleri için heyecan dorukta. Fakat "o" heyecan bazıları için çoktan sosyal medya akımına dönüşmüş bile.
Minicik kız çocukları, boylarından büyük rengârenk çantalarını, son model markalı mataralarını, sulu boya takımlarından kalemlere, silgilere, defterlere, hatta okulda takacakları tokalara kadar ne var ne yoksa - ki yok yok - bir masa ya da koltuğun üzerine sermiş, sergiliyorlar.
Haberin DevamıEskiden "yeni gelin çeyizi" serilirdi ya... İşte onun gibi... Bir tek komşular çağrılmamış.
Ama komşuya ne hacet! İzleyiciler sosyal medyada.
Güle güle kullansınlar. İyi bir eğitim öğretim yılı olsun.
Fakat anlamadığım bir şey var: Niye her şeyi sergilemek zorundayız
Yanlış anlaşılmasın. İmkânın varsa çocuğuna istediğini alırsın.
En güzel çantayı, kalemi, ayakkabıyı...
Buna kim ne diyebilir
Benim takıldığım aldıktan sonrası.
Neden bunu binlerce, yüz binlerce insanın önüne sermek gerekiyor
Üstelik çocuğunu da kameranın önüne koyarak. Zira bugün sevimli bulduğumuz o görüntü yıllar sonra da internette olacak.
Bugün aynı okul kapısından herkes aynı şartlarda girmiyor.
Haberin DevamıBir çocuk yeni çantasıyla giriyor. Bir başkası geçen senekini temizleyip ya da komşusundan ödünç aldığını sırtına takarak...
Birinin önünde 24 renk kalem var. Ötekinin annesi "Bunu şimdi almasak olur mu" diye düşünüyor.
Hayat pahalılığının aileleri böylesine zorladığı, okula başlamanın bile ciddi bir masrafa dönüştüğü bir dönemde çocuğun kırtasiye alışverişini "yeni gelin çeyizi" gibi sergilemek bir bana mı tuhaf geliyor
Biraz görgü. Biraz ölçü. Biraz da karşındakini düşünmek olmalı mesele.

6