Ölümle saklambaç oynuyor gibiyiz

Cumartesi akşamı, tam da Filenin Sultanlarının final biletine sevindiğimiz dakikalarda oyuncu Serhat Kılıç'ın ölüm haberi düştü ajanstan.

51 yaşında.

Evinin salonunda, tekli koltukta hareketsiz bulmuş kız arkadaşı.

Ölüm nedeni henüz belli değil.Farklı iddialar var. Ama hiçbirinin üzerinde durmayacağım.

Adli Tıp raporu zaten ne olduğunu gösterecek. Fakat bir önemi de var mı inanın bilmiyorum. Çünkü 51 yaşında bir insan öldü.

51.


Vefatı ile Kılıç'ın yer aldığı "Son Gün" dizisinden bir sahne dolaşmaya başladı sosyal medyada.

"Yaşam neye benziyor biliyor musun Adeta ölümle saklambaç oynuyor gibiyiz..." diyor repliğinde. Son zamanlarda ben de tam olarak böyle hissediyorum işte.

Ölümle saklambaç oynuyoruz sanki.

Daha mart ayında İlber Ortaylı'yı uğurladık.

Haberin Devamı

Ardından Ferdi Atuner, Tülay Özer, Reha Muhtar, Ece İrtem, Kadir İnanır, Zihni Göktay...

Daha geçen ay Cansever... Masterchef Eren Kaşıkçı...

Şimdi Serhat Kılıç.

İsimleri alt alta yazınca insanın içi tuhaf oluyor.

Ve ister istemez soruyor: Ben mi yaşlanıyorum

Neden bu haberler artık bana bu kadar dokunuyor

Eskiden de üzülürdüm elbette. Ama başka türlü.

Ölüm uzakta bir yerdeydi sanki. Ölenler "büyüklerimizdi." Bizimse hayat merdiveninde önümüzde epey basamak vardı. Şimdi öyle değil. Şimdi haberini yazdığımız insanlar bizim kuşağımız. Hatta bazen bizden genç.

Ece İrtem 35 yaşındaydı.

Eren Kaşıkçı 37.

Bir varmış.

Bir "yokmuş."

Çocukluğumuzun da insanları birer birer gitmeye başlayınca...

İşte o zaman anlıyorsun: "Vay be... Biz de epey yol gelmişiz."

Belki de son zamanlarda ölüm haberlerinin artık bu kadar ağır gelmesinin sebebi de budur. Ölüm bize yaklaştığı için değil sadece. Hatıralarımıza dokunmaya başladığı için.

İnsan tam da burada işte kendi hayatına dönüp bir bakmalı.

Ertelediklerine...

Aramayı düşünüp aramadıklarına...

Görüşürüz deyip görüşemediklerine...

"Bir ara yaparız" dediklerine...

Çünkü belli ki hayat, bizim sandığımız kadar uzun değil.

Ve evet... Son zamanlarda gerçekten ölümle saklambaç oynuyor gibiyiz.

O yüzden ben artık ne zaman ebeleneceğimi düşünmek istemiyorum.

Haberin Devamı

Sıra bana gelene kadar saklandığım yerden hayatı seyretmek de... En iyisi bu galiba...

Hiçbir şeyi ertelememek.


AH ŞU 'AMA'LARINIZ! BİR BİTMEDİ...

En hassas olduğum konulardan biri: Kadına şiddet! Dolayısıyla Berhan Şimşek'in hem Aydın hem Muğla'daki iki basın açıklamasını da dört gözle izledim. Ve bir özür bekledim.

"Hatalıyım. Affedin..."

Olmadı. Demedi. Aksine şiddet iddialarını reddetti. "İtibar suikastı" dedi.

Hatta Aydın'daki basın açıklamasında bir ara: "Ben kimim biliyor musunuz" diye başladı.

Selahaddin Eyyubi'den Fatih Sultan'a oradan da Atatürk'e uzanan tarihsel göndermeler yaptı.

Ne diyorsun be adam Ne şiiri Yeri mi zamanı mı Hakkındaki şiddet iddialarını konuşuyoruz yahu. Üstüne üstlük dinleyenler de alkışlıyor bir de. Kadını erkeği...

Haberin Devamı

Ortada ağır iddialar varken neyi alkışlıyorsunuz Allah aşkına Bu hamasi konuşmayı mı Yoksa arkadaşınızı mı

Bazen şiddetin etrafındaki o koruyucu çember, şiddetin kendisi kadar çok şey anlatıyor.

Şimdi bir de yeni bir tartışma çıktı.

Bu kez başka bir koro başladı: "Ama kadın da üzerine tabak fırlatıyor."

Evet. Fırlatmış.

Yanlış mı

Yanlış.

Peki bunun karşılığı kadını tekmelemek midir Zor kullanarak, ağzını burnunu kapatarak bir odaya kapatmaya çalışmak mıdır