Okul baskınları önlenemez miydi... Çocuğum damgalanacak korkusu tedaviyi zorlaştırıyor

Okul saldırganlarının psikiyatrik tedavi şansını aileler 'damgalanma' korkusuyla çöpe atarken, erken tanı ve tedavi çocukların hayatını kurtarabilir; peki bu ön yargı kırılmazsa kaç çocuk daha kaybedilecek?

Fulya Soybaş
20.04.2026
18
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Siverek ve Maraş'taki okul saldırılarında şiddete yönelen çocukların psikolojik sorunlarının erkenden teşhis edildiği halde aileler tarafından tedavi edilmediğini ortaya koymaktadır. Toplumun psikiyatri konusundaki eğitimsizliği ve ön yargıları, çocukların kritik erken dönemde düzelme şansını kaçırdığını iddia etmektedir. Erken müdahale ile çocuklar 'normal' yaşam sürülebilirken, bu fırsatlar çöpe atılıyor; peki tespit ve tedavi imkanları varken neden sosyal çekingenlik ölümcül sonuçlara izin veriyor?

Siverek ve Maraş'taki okul saldırganları; 18 yaşındaki Ömer Ket ve 14'ündeki İsa Aras Mersinli'nin, verilen ifadeler doğrultusunda, "ortak" özelliklerine bakıyordum ve şunu fark ettim: "Her ikisinin de psikolojik sorunları olduğu biliniyormuş." Yakınları Ket'in empati kuramadığı, suçluluk ya da pişmanlık duymadığı, dürtüsel, saldırgan bir tutum ile hareket etme eğilimi içinde olduğunu söylemiş. Saldırıdan 1 ay önce de Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nden bir randevu alınmış. Ama giden olmamış. Mersinli ise babası tarafından 2 ay önce, eve yakın bir psikoloğa götürülmüş. Psikolog, çocuğun takip edilmesi gerektiğini ve psikiyatrik desteğe ihtiyaç olabileceğini söylemiş. Ancak burada da bir adım atılmamış. En büyük hatalardan biri işte bu. Aileler durumu fark ediyor ama "damgalanır" kaygısı ile çocuklarına gerekli tedavileri aldırmıyorlar.


RUHUN GÖRÜNÜR OLMAMASI HASTALANMAYACAĞI ANLAMINA GELMEZ

* "E, zamane çocukları böyle! Psikiyatriste götürsem ne değişecek",

* "İlaçlar zaten sersem sepelek ediyor. Asla kullandırmam!"

* "Her şeye bir tanı koyar oldular. Bunlar hep doktorlar para kazansın diye..."

* "Çocuğu doktora götürürsek okuldaki her olayı bizden bilirler",

* "Psikiyatri tanı koyarsa, ilaç kullanırsa... Siciline işlenir!"

* "Yarın öbür gün iş bulamaz. Kayıtlara falan düşerse!",

* "Çocuktur bu, geçer zamanla."

Dikkatli bir ebeveyn, genellikle çocukluk ya da ergenlik döneminde başlayan ruh sağlığı sorunlarını tespit edebiliyor. Ama tanı ve tedaviye gelindiğinde bazen cehaletten çoğunlukla da saydığım toplumsal ön yargılar yüzünden ya tedaviye geç kalınıyor ya da hiç başlanmıyor.

Haberin Devamı

ÇOK BÜYÜK ÖN YARGILARIMIZ VAR

Çocuk ve Ergen Psikiyatristi, Dr. Ayşegül Tonyalı ile bu konuyu 5 soruda masaya yatırdık.

1. Çocuğum "damgalanır" korkusu toplumumuzda ne kadar yaygın

"Çok. Tam da yukarıda saydığınız nedenlerle... Elbette çocuklarımız hepimizin biriciği. Kimse çocuğuna bir hastalığı yakıştırmak istemez. Ama bu inkâr hali hem ebeveynlerin süreci kabul etmesi hem de çocukların ihtiyacı olan yardımı almasının önüne geçiyor."

EĞİTİMSİZLİK TETİKLİYOR

2. Toplumumuzdaki bu yaygın algının sebebi ne

"Elbette eğitimsizlik. 'Psikolog ne iş yapar, terapi nedir, psikiyatri ile arasındaki farklar nelerdir' bilinmediği gibi bu konuda ebeveynlere yeterli eğitim verilmiyor, bilgilendirmeler yapılmıyor. Bu konu adeta 'öcüleştiriliyor.' Sayıca da çok azız. Ayrıca erişkinlere uygulanan tedaviler ile çocuklara uygulanan tedaviler karıştırılıyor. Oysa ikisinin hiçbir bağlantısı yok. Çocuklarda görülen psikolojik bozuklukların çoğu yetişkinlerdeki gibi 'ağır' olmaktan uzak. Ama toplum, kulaktan dolma bilgilerle hareket etmekte. Çocuğun karnı ağrıdığında nasıl doktora götürüyor ve gerekli tedaviyi alıyorsanız aynısı psikiyatri için de geçerli. Ruhun görünür olmaması hastalanmayacağı anlamına gelmez!"

Haberin Devamı

ERKEN TANI VE TEDAVİ ALAN ÇOCUKLAR 'NORMAL' BİR HAYAT YAŞAYABİLİR

3. Yetişkin bir bireyin erken yaşta tanı ve tedavi alması ne değiştirir peki

"Çok şey değiştirir. Çocuk ya da ergende rahatsızlık olması, durumun henüz 'erken' dönemde olması demektir. Yani hastalık; kronik, yerleşik hale henüz dönüşmemiş durumda ve düzelme şansı yüksek olan bir evrededir. Elbette tüm rahatsızlıkları, yüzde 100 tedavi edemeyebiliyoruz. Ama iyi bir gidiş mümkün. Çocuk ya da ergen, erken evrede, doğru tanı ve ihtiyacı olan psikolojik yardımı alabilirse; bu bazen ilaç, bazen eğitim, bazen terapi olabilir, pekâlâ 'normal' bir hayat yaşayabilir, birey olarak kendi başına var olabilecek, rutine dönecek noktalara gelebilir. Böyle çocuklarımız o kadar fazla ki... Bilinmelidir ki ilaçlı tedavi de bir tedavi şeklidir. Mesela DEHB'de, erken dönem, ilaçlı tedaviler, beynin hormonal değişikliklerini düzenleyerek, gidişatı yüzde 30'luk gibi yüksek ve kalıcı bir düzeyde olumluya çevirebilmekte."