Şimdi açık konuşalım, bu ülkede kimse gerçek hukuk istemiyor...
"Gerçek hukuk" demek herkesi kapsayan, herkese eşit ve adil uygulanan evrensel kurallar demek....
Ama bizim siyasi meşrebimize uygun "hukuk" talepçisi olma ısrarımız maalesef milim değişmiyor.
Parçalı hukuk talebi, bölünmüş adalet savunuculuğu...
Bunu savunduğunuz sürece bu ülkede hukuk olmaz ve eninde sonunda herkes bu "hukuksuzluğun" avı olur.
Görüyorum ki yıllardır hukuksuzluk kurşununun sıra sıra hedefi olsak da ders çıkarmıyoruz.
Bakın 5 Mayıs'ta AİHM Büyük Daire'den bir karar çıktı; Şaban Yasak kararı...
Bu karar, bir devletin, kendi "hukuksuzluk" sistemiyle nasıl nefessiz kaldığının hikâyesine dair verilen kararlardan bir tanesi.
AİHM Büyük Daire Yasak kararında öncelikle dikkat çeken ilk husus, Büyük Daire kendi astı olan 2. Dairesi'nin "ihlal yok" diyen Yasak Kararını bozdu ve kaldırdı.
Daha önce böyle bir karar vermemişti.
Ama nedense bu AİHM Büyük Daire Yasak Kararı toplumda konuşulmuyor, adeta bilinmesin duyulmasın isteniyor.
Hatta mahir saptırmalara rastlanıyor; "AİHM FETÖ yok kararı verdi"...
Aaa öyle mi AİHM bunu da mı yaptı...
Tam bir korkutma, sindirme ve sessizlik hali mi isteniyor
AİHM Kararının, Türkiye'de yapılan yargılamaları, hukukun yargı eliyle nasıl boğulduğunu ortaya çıkaran esaslı kısımları böylelikle karartılmış, toplumdan kaçırılmış oluyor.
Ne ala değil mi...Bu tuzağa da hep birlikte düşülüyor.
Üstelik "hukuk devleti" istediğini söyleyen bir kısım muhalefetten de yeterli ses çıkmıyor.
AİHM Büyük Daire, Şaban Yasak kararında "FETÖ yok" gibi bir karar vermedi.
AİHM Büyük Daire dedi ki;
"...Başlangıçta dini, ahlaki ve eğitimsel amaçları olan bir hareket olarak algılanan örgüt, önce idari makamlar, Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından yerel mahkemeler tarafından resmen terör örgütü olarak tanımlandı. Bu bağlamda, yerel mahkemelerin, başvuranın söz konusu örgüt içindeki bir eğitim yapısına katılımının, kasıtlı ve bilinçli bir terör projesine bağlılık olarak mı değerlendirilebileceğini yoksa daha masum bir katılımla mı tutarlı olabileceğini değerlendirme görevi vardır".
Toplumu "hukuksuzluğa" mahkûm etmek yerine gerçek bir "hukuk devletine" dönmek isteniyorsa, AİHM Büyük Daire Yasak kararının tespitleri üzerinde ısrarla durmakta fayda var.
Zira bu kararda ihlal sebebi sayılan "kastı yorumlayarak" "kanunsuz suç yaratma ve ceza verme" bugün neredeyse tüm siyasi davaların yerleşik bir klasiği haline geldi.
Göz ardı edilmemesi gereken öncelikli hukuksal saptamalardan devam edelim;
AİHM Büyük Daire kararında, "ceza suçlarının kanun ile kesin olarak belirlendiği, yerel mahkemelerin bir davanın özel koşullarına yorumlama ve uygulama yaparken kanunu göz ardı edemeyeceklerini" genel gerekçe olarak isabetle ortaya koyduktan sonra işte bu aşamada "suçla ilgili olarak kastın nasıl tespit edildiğinin önemli olduğunu" ve bu değerlendirmeyi yapma görevinin de AİHM'e ait olduğunu söylemekte.
"Bir insanın terör örgütüne üyelikten mahkûm edilebilmesi için

4