Mandela'dan öğrenin

Bir sayı alıyoruz, milyonlar ayağa kalkıyor.

Bir smaç geliyor, evlerde çığlıklar yükseliyor.

İnsanlar birbirine sarılıyor.

Nefeslerimizin kesildiği o müthiş maçtan, bize yaşam kıvancını bir kez bir kez daha tattıran kızlarımızdan, Türkiye-İtalya maçından söz ediyorum.

Böyle anların çok kıymetli olması gerekir.

Çünkü bir toplumun yalnızca acıları ortak değil, sevinçleri de ortak olmalıdır... Belki bir ülkeyi asıl bir arada tutan şey, ortak acılarından çok ortak sevinçleridir.

Ama biz artık sevinirken bile ayrışıyoruz.

Bir voleybol maçının ardından bile "kim sevindi, kim sevinmedi, kim yeterince milli, kim değil" tartışması başlayabiliyor.

Kürt'üyle Türk'üyle, dindarıyla seküleriyle, sağcısıyla solcusuyla aynı anda ayağa kalkıp bizim sporcularımızın başarısına sevinmek neden bu kadar zorlaştı

Belki de asıl konuşmamız gereken mesele budur.

Bir tarafta DEM Partili siyasetçilerin ya da farklı yaşam tercihlerini benimseyenlerin üzerinden yürütülen tartışmalar var.

Diğer tarafta Kürt kimliğini sürekli şüpheyle karşılayan, insanların bu ülkeye aidiyetini her fırsatta yeniden kanıtlamasını isteyen bir milliyetçilik anlayışı... Biri dini, diğeri etnik kimliği bir sınır çizgisine dönüştürüyor.

Öte yandan kadınların kıyafetini siyasi kimliğin ve ahlakın ölçüsüne dönüştürenler... Hırsızlıktan, yolsuzluktan, arsızlıktan değil kızların şortundan rahatsız olan bir çarpılma...

Voleybolcu kızlarımızın olağanüstü başarısı bize, bu toplumun birçok kavram, anlayış, söylem, yaşam biçimi üzerinden keskin kamplara ayrıldığını bir daha gösterdi.

Büyük bir sevincin etrafında birleşemedik.

Aslında acılar geldiğinde bunu çoğu zaman başarabiliyoruz.

Deprem oluyor mesela, birbirimizin enkazına koşuyoruz. Yangın çıkıyor, tanımadığımız insanların hayvanlarını kurtarmaya çalışıyoruz.

Bir felaket olduğunda siyasi kimliklerin anlamsızlığını birkaç günlüğüne de olsa kavrıyoruz.

Neden birbirimize nispeten de olsa acılarda yakınlaşabiliyoruz da bunu sevinirken yapamıyoruz

Siyasetin gerçek başarısı belki de bu soru üzerinden ölçülmeli. Bir siyasi hareketin başarısı yalnızca kaç milletvekili çıkardığı, kaç belediye kazandığı ya da seçimde yüzde kaç oy aldığı değildir.

Asıl başarı, birbirinden uzaklaşmış insanları, birbirine yakınlaştırma beceresinden geçiyor. Asıl başarı Türk'e Kürt'ün sevincini, Kürt'e Türk'ün sevincini kendi sevinci gibi hissettirebilmek.

Dindar bir insanın seküler komşusunun yaşam biçiminden korkmadığı, seküler bir insanın dindar komşusunu gericiliğin sembolü olarak görmediği bir ülke kurmak.

Kimsenin diğerinden daha az "bizden" olmadığı duygusunu yaratabilmek... Herkesin birbirine biraz daha fazla sokulduğu... Birbirinin omzuna dokunduğu...

Yanındaki insanın hangi partiye oy verdiğini, hangi etnik kökenden geldiğini, nasıl giyindiğini, hangi mezhebe mensup olduğunu unuttuğu bir toplum olabilmek.