İŞİD ve pudra…

Geçen haftanın başında çok yönlü derin ihmallerin sonucu İŞİD'li katiller tarafından 7 saatlik çatışmada şehit edilen 3 polisimizin ölüm haberi gelince acılı bir öfkeyle sarsıldım.

Polislerimiz göz göre göre ölmüşlerdi.

Geminin su aldığını herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini herkes biliyor, zarların hileli olduğunu da...

Ama olan, boşuna yitip gidenlere oluyor, şimdi o listeye talihsiz 3 polisimiz de eklendi.

İŞİD'in kanserli urlarının Türkiye'yi merkez aldığını, Yalova'yı da adeta ikinci mesken tuttuğunu bilmeyen mi var

CHP'li Oğuz Kaan Salıcı'nın bundan iki yıl önce IŞİD'in Yalova merkezli yapılanması da dahil olmak üzere Türkiye'deki yapılanmasının araştırılması için verdiği önerge Meclis gündemine bile alınmamıştı.

İnsan geriye dönüp duruma bir kez daha bakıp soruyor, acaba neden alınmamıştı

Sadece İŞİD'in kanlı şiddeti patlamadı, uyuşturucu da tüm toplumu yutacak bir canavara döndü.

Geçen hafta da yazdım.

Türkiye'de 2024 yılında 10 milyon civarında olan madde bağımlısı sayısı, 2025 itibarıyla 15 milyona yaklaştı, uyuşturucu kullanım yaşı ise 12'ye kadar düştü.

Belli ki bizim sabah akşam Suriye ve SDG konuşmamızı isteyen irade ne İŞİD terörünü ne de uyuşturucu şiddetini "güvenlik" sorunu olarak görmek istemiyor.

Bu yüzden Türkiye 2025 yılını "İŞİD saldırganlığı ile uyuşturucu bataklığı" parantezine sıkışmış olarak bitirdi.

Peki, İŞİD'in ve uyuşturucunun bu kadar rahatça yayılmasının önünü ne açtı

İktidarın "toplum mühendisliği" merakına bir bakmak lazım galiba... Çünkü sorun büyük bir ihtimalle buradan kaynaklanıyor.

Demokratik toplumlarda kuşakların nasıl olacağına iktidarlar karar vermez... Siz bu temel ilkeden "dindar gençlik, dindar toplum" sloganı ile ayrılmaya başlayınca önce toplumun "yaşam biçimine" müdahaleye başlarsınız.

Siyasal iktidar, toplumun tercihlerine müdahale etmeye başlayınca da iktidarın siyasal tercihleri devlet aygıtının himayesine girer ve "saygı duymadıkları" da "tu kaka" edilir.

Devlet eliyle kılığa, kıyafete, inanca, yenilip içilene siyaset karışmaya başlayınca, "temel hak ve özgürlüklere" veda etme, hukuku rafa kaldırma, anayasayı yok sayma da sıraya girer.

Temel çürür, çözülme başlar.

Bu çözülme yaşanırken gençlerin işi, doğru dürüst eğitimi yok ise... Buna karşın sürekli olarak artan bir iştahla kol gezen hak edilmeyen bir zenginleşme delirmesi söz konusu ise... "Dindar gençlik, dindar toplum" siyasetinin arkasına saklanan herkese yasadışı yollar açık ise...

İşte o zaman futbol da dahil her sektör kirlenir. Yasal ve meşru olan ortadan kaybolmaya başlar.

Peki, toplumun demokratik tercihlerini bastıran bu siyasal baskının daralttığı alanda neler yapılacağını kim belirler

"Pudra"