Borsayı dolandırmak, milli iradeyi çalmak...

Kaşarlanmış bir siyasal arsızlık her ne kadar ahlaktan söz etse de Türkiye, ekonomik yaşamında görmediği kadar büyük bir örgütlü piyasa dolandırıcılığının mağduru.

Hırsızlığın boyutları için 20 milyardan 90 milyar dolara kadar uzanan rakamlar telaffuz ediliyor.

Ve isim isim bilinmesine rağmen dolandırıcıların tam listesi halktan saklanıyor. Artık listede kimlerin ismi bulunuyorsa...

Varsa yoksa bu devasa boyutlardaki dolandırıcılığın iki milyar liralık kısmının sorumlusu Fatma Sayan üzerinden zaman tüketiliyor. Bir miktar parayı iade ettiği söylenerek ya da 12 gün sonra "ifadeye davet edilmesi", AKP'den istifası üzerinden kamuoyu oyalanıp duruyor.

İyi de paranın iadesi nedir

Hukuki bir aklanma mı

Ahlaki bir temize çıkma belgesi mi

Vicdani bir beraat mı

Hükmü kalmamış "ahlak" lafı da yeniden dolaşımda...

Ahlakın hükmü kalmış olsaydı Cumhuriyet tarihinin belki de en büyük piyasa dolandırıcılığı yaşanırken, en pişkin milli irade hırsızlığı da davul zurna sahneye konulabilir miydi

AKP kurulduğundan beri İzmir'de belediye başkanlığını kazanamamış bir parti. Halktan oy alamadığı kentin belediye başkanını "transfer" etti... İzmirlinin oyu yerinde duruyor ama oyuyla ortaya çıkardığı siyasal sonuç değiştiriliyor.

Ve İzmir halkının oyları da böylece "çalınmış" oldu... İrade hırsızlığı tam da bu.

Ama tabii bir de o iradeyi sırıtarak çaldıran yerel siyasetçi var.

Baktığınızda borsadaki skandal ile siyaset birbirine benziyor.

Piyasada milyarlar el değiştiriyor, "kim yaptı, kim göz yumdu, kim denetlemedi" sorularının cevabı ortada yok.

Siyasette milyonlar sandığa gidiyor, oy veriyor, sonra bir kişi çıkıp o oyların yarattığı siyasal sonucu cebine koyup başka bir partiye götürebiliyor.

Birinde para sahibinden çalınıyor, diğerinde irade seçmenden.

İşte asıl çürüme burada.

Yönettiği kenti "çöp dağlarına" çevirdiğini söyleyenlerin yanına giderek böyle bir siyasal transfere imza atmak nasıl bir siyasal karakter

Hem de piyasa dolandırıcılığıyla kol kola girmiş irade hırsızlığı aynı haftanın utanç fotoğrafında yan yana dururken...

"Millî irade, bir milletin hiçbir baskı veya zorlama altında kalmadan, kendi kararlarını özgürce alması ve yöneticilerini kendi iradesiyle seçmesi" demek değil miydi

Egemenliğin millete ait olması değil miydi "Demokrasinin temel taşı" değil miydi

Öyleyse bir soru daha: Seçmenin iradesi yalnızca sandık açılıncaya kadar mı değerlidir

Sandıktan sonra seçilen kişi aldığı oyları da beraberinde götürerek istediği partiye geçebiliyorsa, burada yalnızca bir siyasetçinin tercihini değil, "temsil siteminin" de ciddi bir ahlak sorunu olduğunu konuşmak zorundayız.

O siyasetçileri kim aday yapıyor