Liverpool-Galatasaray maçındaki parmak kopma olayı ve sonrasındaki gelişmeler geçen haftayı şekillendirdi. Stadyumların birer ahir zaman arenası, futbolcuların da gladyatöre dönüştüğü günümüz endüstriyel futbolunda, uzuvların bile feda edildiği gerçeği söz konusuydu. İlginç haber niteliği taşıdığı için de medya tarafından bolca kullanıldı.
Futbolun, televizyon aracılığıyla henüz evlerimize girmediği yıllardaki saflığından bahsetmek günümüzde tabii ki mümkün değil. Bugünlerde, zamana ayak uydurmaya çalışan tüm diğer sporlar gibi hap haline getirilmiş sekanslarıyla, yavaş ve yakın çekim görüntüleriyle ekran başındakilere sunulan bir futbol yayıncılığından bahsedebiliriz. İzleyicinin ilgisine göre de sporun maddi destekçilerinin şekillendiği bir yayından...
Bir eğlence sektörü haline gelen futbolda sporcuların maaşlarının dolgunluğu, pastanın büyüklüğü oranında büyüdü. Sporcuların ve antrenörlerin, basın toplantısında karşılaşabilecekleri zorlayıcı sorulardan tutun, maç takviminin getirdiği yorgunluğa kadar uzanan bir dizi yakınmalara dayanmaları bekleniyor. Bu yüzden örneğin, Pep Guardiola'nın maç yoğunluğu konusundaki yakınmaları işe yaramayabiliyor. Ya da ülkemizden bir örnekle Şenol Güneş'in, Beşiktaş'la hazırlık turnuvası için neden in'e gittiğini sorgulaması bize mantıklı gelse de sonuç değişmiyor. Sponsorlar, TV yayın hakları, bahis ve bilet gelirleri derken profesyonel futbolun geldiği noktada ne yazık ki sporcu sağlığı en önemli konu olmaktan çıkıyor.
Benzer şekilde, bazı stadyumlara yerleştirilen ışıklı panolarda maç oynanırken geçen reklamların, izleyicinin oyuna odaklanmasını bozduğu yakınması hiçe sayılıyor. Modern stadyumlardaki oyun sahalarının giriş zemininden daha yükseğe konumlandırılmaları, böylece Galatasaraylı

3