Yıl, milattan önce (M.Ö.) 2600. Uruk askerleri Akadların Kiş şehrini almak için kuşatmış, Uruk'un efsane kralı Gılgamış da baskı altındaki Kiş halkına, onları özgürlüğüne kavuşturacağını iletmektedir. Gılgamış saldırıyı ertelemek için bir şart ortaya koşmakta, Akad kralından, mızrak ucu yapmakta kullandığı yeni metal alaşım teknolojisini durdurmasını ve onların yapıldığı atölyeleri imha etmesini istemektedir!
Dünya halkları demeyelim ama en azından Mezopotamyalılar böğürlerini tutmuş saldırının ne zaman ve hangi ölçekte gerçekleşeceğini beklerken, Kral Gılgamış'ın isteğinin bununla sınırlı kalmadığı bilinir. O, geliştirilmiş mızrak ucu teknolojisini sınırlamaktan ziyade, Sümer yazılarında belirtildiği gibi, büyük tufan sonrası krallara sahip ilk şehir olacak Kiş'i bu mitolojik özelliği yüzünden almak istemektedir...
Aradan dört buçuk bin yıl geçer! Yani insanoğlunun bir önceki yanılgı ve deneyimlerinden ders alarak uygarlaştığı söylenen yaklaşık 4 bin 600 yıllık uzun bir zaman dilimi! Gel gör ki benzer bir kuşatma, ta dünyanın öbür ucundaki, yine yaklaşık 300 yıl içinde süper güç haline gelmiş ABD tarafından çok daha eski bir uygarlık olan İran'a uygulanmakta ve bu kez bütün dünya nefesini tutmuş çaresizlikle izlemektedir.
Kiş şehri insanının kuşatmada ne hissettiği bilmiyoruz ama kadim İran halkı karışık duygular içinde olmalı. Zorba Molla rejiminden kurtulmanın yolunun, hegemonyacı bir emperyalist gücün ülkesini bombalamaktan geçtiğini bilmek yürek burkucudur. O güç ki aynı 4600 yıl önceki Kiş kuşatmasının bir benzeri olarak, nükleer enerji üretimini bahane edip İran ülkesini güçsüzleştirme peşindedir. Emperyalist güç, yerleşmiş Molla rejimini devirmenin kolay olmadığını gayet iyi bilmekte, belki de daha yumuşatılmış bir benzerini İran halkına seçenek yani kendince özgürlük olarak sunmaya hazırlanmaktadır. Belki de Mollalar, dış güçlerden gelen emperyalist saldırıyı ülke ölçeğinde kenetlenme çağrısıyla bir fırsata çevirmeyi düşünmektedir...
Dünya ile bağlantısı her anlamda kesilen İran halkının son katliamlar sırasındaki feryadını duyurmak, ancak ülke dışında göçmen ya da sığınmacı olarak yaşayanların çabasına kaldığı görülüyor. İran halkının, uzun yıllardır Batı ülkelerinde yaşayan akademisyen, sanatçı, bilim insanı gibi olanları televizyonlarda yorum yapıp dünyanın geri kalanını bilgilendiriyor. Her ne denli bu bilgilerin işgalci güce bir fırsat ve gerekçe sağladığı gibi farklı yorumlar gelse de İran'da olup biteni onlardan öğreniyoruz.
Bizim ülkemizde de çok sayıda İranlı göçmen yaşıyor. Onları, ilk anda duygularını dışa vurmadıkları bir tedirginlik ama tanıdıkça samimileşip, içtenleşen davranışlarından tanıyoruz. Hem yaşadıkları şehir halkı ve kurumlarıyla entegre olmaya çalışıp hem de kendi içlerindeki dayanışmayı sağlayıcı organizasyonlar içinde bulunma istekleri onları diğer ülkelerin göçmenlerinden ayırıyor. Bir bölümü yerleştikleri şehri çok sevip, kendi yurdu gibi bellerken bir diğerleri daha Batı'ya gidebilmek için orayı basamak olarak görüyor.

8