İktidara geldikleri yıldan başlayarak AKP'den sızlanmaya başlanmıştım. Bülent Arınç ile akrabalığı olan bir arkadaşım, "Doktor bunlar en az on yıl başımızdalar" demişti. Tek bir cümlede her şey okunuyordu... Yeni siyasi iktidarın bir şekilde içinde yer almasına rağmen arkadaşımın 'bunlar' sözünü kullanması, hareketi utanarak benimsediğini gösteriyordu. 'Mahcup AKP'lilik' bu siyasi oluşumun genel bir karakteri olacaktı. İkincisi, son on yılını kısa süreli koalisyon hükümetleriyle geçirmiş bir ülkede, gelecek on yıl gibi hiç ihtimal verilmeyen uzun bir süreyi nasıl telaffuz edebilmişti Bana 'boşuna yırtınma' demeye getirirken, hangi siyasi akıl bu öngörüyü ona taşımıştı
AKP'ye hiç kanmadım. İlk günden başlayarak tehlikeyi anons etmeye çalıştım. 2003 yılını değerlendirdiğim 22 Aralık 2003 tarihli köşe yazımda, '...Öte yandan, laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm kurumlarıyla kavgalı, yıllardır planladıkları 'değişimi' adım adım gerçekleştiren bir hükümet iş başında. Atatürk ilke ve devrimlerini savunanlarla karşıtları arasında amansız bir savaş sürüyor. Avrupa Birliği kıskacında Batı'dan güç alanlar, dayatmalarında zaman zaman geriye çekiliyor görünseler de yollarına kararlılıkla devam ediyorlar. Türkiye'yi, hiç istemesek de aydınlık günler beklemiyor...' diyerek ilk yıldaki kaygılarımı sıralamışım...
Nitekim AKP beni hiç yanıltmadı. Bir 'seçim makinesi' olarak da betimlenen AKP siyasi iktidarının sandık başarıları, sonrasında beni şöyle bir sorgulamaya itti: AKP mi halkı dönüştürüyor, rıza üretiyordu; yoksa son yirmi yıldır zaten dönüşmekte olan halk mı AKP'yi talep etmiş, sürekli onu iktidara taşımaktaydı Geriye dönük okumalar ve hafıza tazelemeleri, bir proje olduğu söylenen AKP'nin tıptaki deyimiyle, uygun laboratuvar ortam ve ısısında hazırlanmış bir 'besiyerinin' içine getirilip yerleştirildiğini göstermişti. Yani o meşhur benzetmeye atıfla, kuluçkadaki tavuk sürekli yumurtluyordu...
AKP, Atatürk Cumhuriyeti'ne olan kinini ulusun kurucu liderinin adını anmadan 'yüz yıllık kavga' gibi sözlerle her fırsatta gündeme taşıdı. Siyasal İslam'ın referans alınacağı baskıcı bir devlet yapılanmasına gitmekte olduğunu, yeni bir cumhuriyet kuracağını özellikle son yıllarda açıkça anons etmeye başladı. Kurmakta olduğu yeni rejimi fiilen yaşama geçirmek için son halkaların tamamlanması gerekiyordu. 2023 genel seçimleri sonrası AKP, yeni dinci otoriter rejimin muhalefeti yok ederek nasıl oluşturulacağını ve sonsuza dek liderliği sağlamak için ne önlemler alacağını büyük bir açıklıkla belirtti. Sonrasını biliyoruz...
'AKP'li 25 yıl' için kütüphaneler dolusu kitap yazılır, umarım yazılmaktadır da... Benim de içinde bulunduğum iyimser yani AKP'li günlerin bir sonu olacağına inananların aklındaki en önemli soru, yine bir tıp terminolojisiyle, bu rejimin sonlanmasıyla arkasında 'sekel değişiklik' bırakıp bırakmayacağı üzerinedir. Sekel deyimi, hastalığın geçtikten sonra bırakabileceği kalıcı hasarı anlatmak için kullanılır. Buradaki endişe, toplumu tahrip eden bu izlerin belirli bir süre geçtikten ne oranda tamir olabileceği üstünedir. AKP elbette, içinde doğa da olmak üzere yaşamın her alanında büyük yıkımlar oluşturdu ama bana göre en önemlisi 'Bir gün herkes AKP'li olacak' düsturuyla çıktıkları yolda gerçekleştirdiğidir.

5