Üniversitelere saldıranlara nasıl cevap verilir

İsrail-ABD cephesinin başlattığı savaşın ilk gününde, Tahran üzerine gönderilen füzelerden birinin hedefi kız ilköğretim okulu Shajareh Tayyebeh'ydi. O saldırıda 168 öğrenci ve 14 öğretmen hayatlarını kaybetmişti.

Gelen son haber, İsrail-İran cephesinin bu kez bir üniversiteyi hedef seçtiğine dair. Tahran'ın kuzeydoğusunda bulunan Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'ne saldırıldı.

Seçilen her iki hedef de, uluslararası hukukta savaş halinde bile dokunulmayacak kurumlardan...

Trump ve Netanyahu için uluslararası hukuk ve dokunulmazlık bir anlam taşımıyor.

ABD başkanı Donald Trump'ın kendi ülkesindeki eğitim kurumlarıyla başı hoş değil.

[Netanyahu ve Trump gibi otoriter liderlerin basınla da araları hoş değil. 2015 yılında öldürülen 129 gazetecinin üçte ikisinin sorumlusu İsrail'di.]

İkinci kez seçildikten sonra ülkesinin öndegelen iki üniversitesine -Harvard ve Columbia'ya- resmen savaş açtı Trump.

Her iki üniversiteye yapılan federal katkıları durdurduğu, çeşitli bahanelerle cezalar yağdırdığı yetmezmiş gibi eski mezunların ve ailelerin yaptıkları bağışlara bile müdahaleye kalkıştı.

En son Harvard'a Musevi öğrencilere güvenlikli bir eğitim ortamı tanınmadığı gerekçesiyle ceza verdi Trump yönetimi.

Geçen yıl 60 üniversiteye Musevi öğrencilere ayrıcalıklı muamele yapılması konusunda uyarılar gönderilmişti.

Kendi ülkesi eğitim kurumlarına füze veya insansız hava aracı göndermiyor -henüz- Trump, üniversiteler üzerindeki etkisi bombardımandan farksız muamelelere onları muhatap ediyor...

Otoriter liderler ülkelerindeki eğitim düzeyinin fazla yüksek olmasından mutlu değiller. İş başına gelince öndegelen eğitim kurumlarıyla takışmaktan geri durmuyorlar.

Öğrenciler ve öğretim üyelerinin herhangi bir konudaki protesto eylemlerine en sert tepkileri vermekten de çekinmiyorlar.

Trump aslında daha önce başka otoriter liderlerin açtığı yoldan gidiyor...

En belirgin iki otoriter lider, Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ile Macaristan başbakanı Viktor Orban...

Rusya'da Sovyet rejimi yıkıldıktan sonra ülkenin üniversiteleri değişimde bayrağı ele almış ve meydana gelen nisbi özgürlük ortamından yararlanmaya başlamıştı.

Daha otonom bir anlayış, üniversitelerde üst düzey yöneticilerin seçimine de yansımıştı. Bu özgür ortamda, bir bölümü yeni kurulmuş Rus üniversiteleri, başka ülkelerdeki yüksek eğitim kurumlarıyla bilimsel ilişkiler kurabilmişlerdi.

Putin geldi, ne oldu

Okuyalım:

"Putin'in 2000 yılında devlet başkanlığına yükselişi ve uzun süren iktidarı, Rus toplumu üzerindeki kontrolün artmasına yol açtı; bu durum, üniversitelerin yönetimi ve idaresi üzerinde Kremlin'in giderek daha fazla söz sahibi olmasıyla da kendini gösterdi. Bu süreç; rektörlerin atanması gibi Sovyet dönemine özgü uygulamalara geri dönüşü, uyumlu dekan ve akademisyenlerin atanmasında artan etkiyi ve Rusya'nın geçmişi ile güncel siyasetinin yorumlanmasına yönelik yeni kısıtlamaları içeriyor..."

Müdahaleler seçkin Moskova Sosyal ve Ekonomik Bilimler Okulu'nun rektörü Sergey Zuev'in tutuklanmasına kadar varmış...

Avrupa Birliği ve NATO üyesi Macaristan'da, başbakan