NATO, Batılı ülkelerin, Sovyetler Birliği'nden gelmesi muhtemel askeri tehdide karşı oluşturdukları, Soğuk Savaş dönemi ürünü bir savunma örgütü.
Sovyetler Birliği 1989'da tarihe karışıp Soğuk Savaş nihayete erdikten sonra NATO'nun işlevinin bitmesi gerekirdi.
Öyle ya, muhtemel savaş gerçeklememiş, tehdit ettiği düşünülen ülke ringe havlu atarak ortalıktan çekilmiş, Varşova Paktı çatısı altında tuttuğu uydu ülkeler teker teker Moskova'dan kopmuştu; böyle bir ortamda, her üye ülkeye -bilhassa ABD'ye- büyük masraflara mal olan örgüte son verilmeliydi.
Beklenen buydu, ama öyle olmadı. 7-8 Temmuz 1990 tarihinde İskoçya'daki Turnberry Kalesi'nde yapılan NATO zirvesinden "Yola devam" kararı çıktı.
Ev-sahibi ülkenin başbakanı Margaret Thatcher, "Sovyetler artık yok ama dünyamız yeni tehditlere muhatap" tespitiyle yeni tehdidin İslam Dünyası'ndan geleceğini ileri sürmüştü.
Turnberry Zirvesi Rusya ve diğer Varşova Paktı ülkelerine 'işbirliği' çağrısında bulunmasının ardından, vaktiyle Varşova Paktı üyesi iken çağrıya uyarak kendilerini NATO çatısı altına atmış çok sayıda ülke var.
NATO'nun başlangıcında 12 olan üye sayısı o sayede bugün 32...
Örgüt geleneksel olarak iki yılda bir üyelerini zirvede buluştururken, 2011 yılından sonra toplantıları her yıl yapmaya başladı.
Geçen yıl Hollanda'da buluştu liderler, bu yıl Türkiye'de ağırlanacaklar, gelecek yıl da 2009'da üyeliğe kabul edilmiş Arnavutluk'ta...
İstanbul'da 2004 yılında yapılan, ABD başkanı -o zaman George W. Bush'tu- dahil bütün önemli devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı ve benim de yemekli davetine çağrıldığımın dışında, bugüne kadar yapılmış NATO zirvelerini izlemiş değilim.
Merkezinin bulunduğu Brüksel'deki karargâha birkaç kez davet edilip dönemin genel sekreterleriyle mülakatlar yaptım; yine NATO'nun davetiyle, Afganistan'a gözleme giden uluslararası bir gazeteci kafilesinde yer aldım.
ANKARA'DA TELAŞ ZİRVEDE
İki hafta sonra yapılacak zirve için kollar sıvanmış durumda. Ankara'dayım ve zirveden günlerce önce başkenti boşaltarak güvenliği sağlama anlayışı sebebiyle hemen herkes tedirgin.
Kamu kurumları kapatılıyor, özel sektörün de aynı yola başvurması bekleniyor...
Doğruysa, çok sayıdaki AVM'ler de kapalı tutulacakmış...
Türkiye gibi güvenliğin öncelik teşkil ettiği bir ülkede bu denli telaş bayağı abartılı. Yerel halkın fark edemeyeceği bir serinkanlılıkla geçebilirdi zirve günleri...
Uçan kuşlar bile şüpheli muamelesi görüyor...
Yolları protestocu işçilerle kesişen ileri yaşlarda çevreci TEMA gönüllüleri, saygın bir öğretim üyesi, sosyal medyada görüş açıklayan bir gazeteci tutuklandı.
Muhalif bilinen gazeteler ve kanallardan gazeteciler zirveyi izleyemeyecekler... Akreditasyon uygulamasıyla dışarıda tutulacak gazeteciler listesinin ev-sahibi ülke tarafından belirlendiği anlaşılıyor.
Yok artık...
Elbette tedbirsiz kalınmasın, ama 2026 Türkiye'sinde, üyelik için asgari şartın demokrasi olduğu bilinen bir örgütün toplantısında, herkese 'şüpheli' muamelesinin uygun görülmesi hiç hoş değil.
Yalnız halkı -yani bizleri- kast etmiyorum, zirve için alınan tedbirlerin aşırılığı, ülkenin ve iktidarın imajı açısından da sorunlu.

14