Oh ne âlâ memleket…

Fehmi Koru
19.02.2026
1

Son birkaç yıldır İstanbul-Ankara ve İstanbul-İzmir arası seferlerimin sayısı bayağı arttı. Tercih ettiğim yöntem de karayollarını kullanmak. Şehirler arasındaki köprüler ve otoyolları mahallemin cadde ve sokaklarından daha fazla tanıyorum.

İstanbul'dan Ankara ve İzmir'e yolculuklar için, paralı yollar kullanıldığında, en az 2 bin TL'yi göze almak gerekiyor...

Vergi vermekten hoşlanılmayan bir ülkede yaşıyoruz; devletin gelirleri daha çok dolaylı vergilerden elde ediliyor. Köprüler ve otoyollardan geçmek için ödenen yüksek ücretler devlete gidiyor olsa, hiç kuşkusuz "Helal olsun" derdim...

Ancak şehirler arasındaki köprülerin hepsi ile otoyolların çoğuna ödenen ücretler özel şirketlere gidiyor. Yalnız kullananların ödedikleri yüksek ücretler değil, devletin şirketlere taahhüt ettiği oralardan geçen araç sayısının altında kalındığında, aradaki farkı her bir vatandaş ödemek zorunda kalıyor...

'Yap-işlet-devret' adı verilen sistem öyle çalışıyor...

Devletin kasasına gelirleri doğrudan giren pek az karayolu ve köprü de yüksek ücret ödenerek gidilebilen diğerlerine eklenecekmiş...

Hükümet, ilki 1973, ikincisi 1988 yıllarında bütçe imkanları kullanılarak inşa edilmiş 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nü ve yine aynı imkan kullanılarak hizmete sokulmuş yedi otoyolu özel şirketlere devretmeyi kararlaştırmış...

Bedeli karşılığında elbette.

Şirket, hizmeti devralmak için peşin bir para ödeyecek, bunun karşılığında tam 25 yıl köprüler ve otoyollardan geçiş ücretlerini kendisi tahsil edecekmiş...

"Bu ne iş" diye soranlar sorularının cevabını konunun siyasi sorumlularından değil, görev tanımını 'desteklenen siyasilerin her tasarrufunu savunmak' olarak belirlemiş olan ekran yüzleri ile köşe sahiplerinden alıyorlar...

Köprüler ve otoyollar satılmıyor, işletme hakları belli süreliğine devrediliyormuş...

Ya da, köprüler ve otoyollar satılmıyor, gelirleri satılıyormuş...

Eskiden böyle tevillere "Ayvaz kasap hepsi bir hesap" diye mukabele edilirdi.

Yaşı müsait olanlar, 1980 darbesi sonrasında siyasi hayata yeniden dönüldüğünde, yapılan ilk genel seçimin öncesi, parti liderlerinin TRT ekranlarında çıktıkları açık oturumlardaki tartışmaları hatırlayacaklardır.

Her ikisi de çoktan rahmetli olmuş Anavatan Partisi lideri Turgut Özal ile Halkçı Parti lideri Necdet Calp arasında geçen "Satarım, sattırmam" tartışmalarından...

Özal, partisi iktidara gelirse, o zaman var olan tek köprünün gelirini satışa çıkartacağından söz ediyor, Calp ise, "Devletin malını kime satıyorsun Sattırmam" mukabelesinde bulunuyordu. Özal'ın niyeti, birinci köprü satışından elde edilecek parayı, İstanbul'un iki yakası arasındaki araç trafiğinin artık taşınmaz hale gelmesiyle ortaya çıkan sıkıntıyı ikinci bir köprü inşaatı için kullanmaktı.

Günümüzde işletme hakkı devredilerek veya gelirleri satılarak köprüler ile bazı otoyollarını 25 yıllığına devlet envanterinden çıkarma hesabı yapanlar ise, bu yolla elde edilecek parayla yeni köprü veya yol inşasına gitmeyi akıllarından geçirmiyorlar.

Ya ne