Kimin kazandığı mı önemli, sonunda kimlerin kazanacağı mı

İran'a karşı savaşta kim gerçekten kazandı: Trump'ın 'zafer' ilan ettiği operasyon, ABD'nin küresel nüfuzunu mu yok etti?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İran-ABD savaşının 40. gününde resmî kazanan olsa da gerçekte tüm tarafların kaybetiğini, özellikle ABD'nin müttefiklerini kaybedip Rusya-Çin'e doğru dünya dengesinin kaydığını savunuyor. Bu analizi, Trump yönetiminin savaş kararından sonra istihbaratçı ve diplomat istifalarına rağmen politikayı sürdürmesine dayanarak yapıyor; ancak yazarın kendisi de soruyor: Bilinçli bir stratejik yıkım mı, yoksa yanlış hesap mı?

İsrail'in itmesiyle ABD'nin karıştığı İran'a karşı açılmış savaş yeni bir safhaya girdi. Savaşın 40. gününde silahların bazısı susunca dünyanın her tarafında aynı soruya cevap aranıyor: Kim kazandı, kim kaybetti

Netanyahu "Biz 'bitti' demeden savaş bitmez" havasında; Lübnan'a füzeler göndermeye devam ediyor İsrail...

Ültimatomunun bitimine dakikalar kala, askerlerine "Dur" emrini veren Donald Trump arzuladıkları amacın gerçekleştiğini ileri sürüp kazananın kendisi ve ülkesi olduğunu söylüyor...

Saldırılan İran'da ise, kitleler, yönetimin de teşvikiyle, sokaklarda zafer kutlamaları yapmaktalar...

Gerçekte ne oldu, bu işten kim kazançlı çıktı

Tabloya biraz yakından bakıldığında kesin bir karar vermek zor.

İran, dini lideri ile birlikte yönetici kadronun kaymak tabakasını bu savaşta yitirdiği gibi, herhalde halkın refahı için sarf etmeyi yeğleyeceği değerleri füze ve insansız hava aracı olarak saldırganların üzerine göndermek zorunda kaldı.

Direnebildi İran; yıkılmadı, ayakta. Uygarlığına da bir şey olmadı.

Trump'ın "Kazandım" demesini hak eden bir görüntü yok ortada. Ne İran halkını sokaklara dökebildi, ne dirençlerini kırabildi, ne de rejimlerini değiştirebildi. Yalnız ülkesinin değerlerini bir inat uğruna heder etmekle kalmadı, yanlışlığına alet olmak istemeyince kullandığı ağır üslup yüzünden ülkesinin en yakın müttefiklerini kızdırdığı gibi, global ekonomiyi derinden etkileyen gelişmelere kapı aralayarak dünya halklarını da perişan etti Trump.

Bu arada, ABD'nin itibarı da yerle bir oldu.

İsrail 'düşman' bellediği İran'ı Netanyahu'nun iddia ettiği gibi yeryüzünden silemedi; çok güvendiği güvenlik sisteminin İran'dan atılan füzelerle delinmesine engel olamadı. Attığı füzelerle sivillerin ölümlerine yol açarak bütün dünyanın nefretini kazanmış oldu; buna 'kazanmak' denilebilirse...

En önemlisi de, 'Holokost' sayesinde kendilerine şefkatle bakan başta Amerikan halkı olmak üzere Batı ülkeleri insanlarına görüş değiştirtecek farklı bir imaja sahip hale geldi İsrail...

İran'ın savaştan kazanarak çıktığı varsayılsa bile, sergilediği çaresizlik yüzünden saldırganların aynı iddiayı tekrarlaması imkansız.

Bu noktada durup farklı bir zihin jimnastiğine başvurmanın zamanı...

Çizdiğim tabloda bana tuhaf gelen, ABD'nin durumu.

Sayılarını bilmekte zorlandıkları çok istihbarat örgütü var ABD'nin; noktasal atışlarla kritik hedefleri yok edebilmeleri bunu gösteriyor... İran'ı hırpalasa bile nakavt edemedi ama. Günün sonunda kaybedenlerden oldu ABD.

İyi de, istihbarat örgütleri elemanları, güçlü ordusunun komutanları sonucun hezimet olacağını bilemediler mi

Yoksa bildiler, uyardılar ama kabul mü ettiremediler

İhmal edilmeyecek sayıda istihbaratçı, diplomat, komutan, yüksek bürokrat ve bir bakanın savaşa karşı çıkarak istifa ettikleri düşünülürse, uyarılarının işe yaramadığı anlaşılıyor.

O zaman şu soruyu sormak kaçınılmaz oluyor: Acaba öncesinde iletilen uyarılara rağmen savaşı başlatanlar -özellikle Trump- için, ulaşılmak istenen esas hedef şu anda karşımıza çıkan tablo olabilir mi