Kaderimiz mi bu

Fehmi Koru
Bugün
16

Cumhuriyet bir asrı geride bıraktı; daha uzun asırlar yaşasın. O bir asırlık ömrün üç çeyreğini bizzat yaşamış, önceki bir çeyreğini de kitaplar yanında siyasete meraklı yakın çevresinden de öğrenmiş biri olarak, her dönemle ilgili tespitler yapabilecek durumda olduğumu sanıyorum.

Özellikle de her dönemin basına bakışı söz konusu olduğunda...

Her yıl 'Gazeteciler ve basın bayramı' olarak kutlanan günde doğmuş olmamın da bunda payı var.

Öyle bir gün doğmakla kaderimin 'gazeteci' olarak belirlendiğine inanırım.

Gazeteciler, 24 Temmuz'u, İkinci Meşrutiyet'in ilan edildiği ve o güne kadar sıkı biçimde uygulanan 'sansür'ün kalktığı gün olduğu için kutluyor...

Tarih kitapları o tarihten hemen önceki uygulamaları basın açısından hayırla yad etmezler...

Sansür kalktı da ne oldu, basın özgürlüğe kavuştu mu

Cumhuriyet'in hemen her döneminde gazeteciler 'halkın haber alma hakkı' olarak tanımlanmış görevlerini yerine getirmede zorluklarla karşılaştı. Mesleğin takdirle anılan isimlerinden cezaevleriyle tanışmayanı neredeyse hiç yoktur.

İsimler saymakla bitmez...

"Hiç mi istisnai bir dönem olmadı" diye soracaklara kendi deneyimlerimden ve okumalarımdan hareketle vereceğim kısa cevap şu: "AK Parti iktidarının ilk birkaç yılı hariç..."

Çoktan 'medya' adını almış olan meslek alanı çalışanları o ilk yıllarda biraz rahat nefes alabildi.

"Yasakları yasaklama" kararlılığıyla iktidara gelen AK Parti konuyla özel ilgilendi ve bütün meslek örgütlerinin görüşlerini de alarak bir 'basın kanunu' çıkartmayı da başardı.

Benim gözümde asıl kırılma yanlış isimleri tutuklamalarıyla Ergenekon süreciyle başladı.

Yakın tarihimizin lanetlenesi olayı 15 Temmuz (2016) darbe girişimi yanlışı pekiştirdi.

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana ise daha önce akla gelmeyen hemen her şey bir sürpriz olarak karşımıza çıkıyor...

İktidarların basından hoşlanmadığı tek ülke Türkiye ve ilk iktidar da AK Partisi iktidarı değil; ancak Sınır Tanımayan Gazeteciler'in 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 180 ülke arasında 163. sırada yer alıyor.

Hiç de birlikte anılmayı istemeyeceğimiz ülkeler ligindeyiz.

Ne olduysa, son aylarda, gazetecilerin kendilerini rahatsız hissedecekleri gelişmelerin sayısı daha da arttı.

Deli saçması muamelesi yapılıp önemsenmeyecek sosyal medya paylaşımları mercek altına alınıp paylaşımı yapanlar gözaltılarla hizaya çekilmeye çalışılıyor...

Haber sitelerine erişim yasağı getiriliyor...

Bazı televizyonlar sert cezalara çarptırılıyor, bazıları lisans iptali tehdidine muhatap ediliyor; el konulan, yönetimi kayyıma bırakılanları da var televizyon kanallarının...

Bacakları elektronik kelepçeli ev hapsinde meslektaş manzarasıyla da tanıştı şu yakınlarda gazeteci milleti...

Ulusal ve uluslararası saygın kurumların hazırladıkları listelerde, hiç de azımsanmayacak sayıda gazetecinin cezaevlerinde bulunduğu gerçeğiyle de karşı karşıyayız.

Son bir hafta içerisinde Şaban Sevinç ile Mustafa Balcı cezaevine girdi, İsmail Saymaz ile Murat Ağırel ev hapsinde; dün sabah da