Futbolumuz ne ise siyasetimiz de öyle...

Yanlış anlaşılmasın diye daha en baştan belirteyim: Futbolu seviyorum... Fenerbahçe'yi de... Siyaseti gözlemlemeyi de...

Yabancı ligleri, özellikle İngiliz Premier League ile İspanyol La Liga'yı yakından izlediğimden bizdeki futbol seviyesinin hayli düşük olduğunun farkındayım.

Son yıllarda bu görünümü tersine çevirecek arayışlara girildiğini de görüyor ve seviniyorum.

Marx'ın meşhur sözünü futbola uygulamak ve futbolun 'kitlelerin afyonu' olduğunu söylemek pekala mümkün; ülkede işlerin yolunda gitmediği dönemlerde futbolun böyle bir işlevi de var çünkü.

Partilerin içleri kadar kulüplerde de sorunlar yaşanıyor; aksi halde Fenerbahçe'de o kadar yıl aradan sonra eski başkandan medet aranır mıydı

Fenerbahçe'de şu sıralarda bir loca krizi yaşanıyor. Eski yönetimden medyatik bir ismin parasını ödeyerek sahibi olduğu loca, yeni yönetim tarafından kullanılmaz hale getirilmiş...

Ne kadar da partilerin iç rekabetinde erişilen boyuta benziyor, değil mi Siyasette de, aynı yolun yolcusu olanların kolayca yol ayrımına gelebildikleri ve birbirlerinin gözünü oyacak kadar ciddi husumete yol açıldığı biliniyor.

Bilmeyenler son bir yılda CHP'de yaşananları hatırlasın.

Hafızası güçlü olanlar için misaller çok siyasette...

Zaten bu yüzden ülkede olup bitenler en çok kişiler ve gruplar arasındaki husumetten etkileniyor ve ülkenin iki yakası biraz da bu yüzden bir araya gelemiyor...

Fenerbahçe bu durumu Jose Mourinho teknik direktörlüğü döneminde yaşadı.

Dünyanın en iyi teknik direktörleri arasında birinci değilse en iyi ikinci Portekizli teknik adam. Gittiği her takımı bulunduğu zor durumdan kısa sürede kurtarıp liderliğe oynar duruma getirmesiyle ünlü. İspanya ligini Barcelona kasıp kavurduğu için, 'dünyanın en iyi takımı' unvanının elinden gideceği telaşıyla Real Madrid, yıllar önce yollarını ayırdığı, eski kurtarıcısına koştu...

Mourinho'ya...

Takip edebildiğim kadarıyla sihirli değneği bu defa da iş yarayacağa benziyor...

Son derbide Barcelona'yı yenilgiye uğrattı Real...

Halbuki Mourinho'nun sihirli değneği Türkiye'de işe yaramamıştı.

Neden acaba

Sorunun cevabını Netflix'te, kendisiyle ve geçmişte yolunun kesiştiği ünlü oyuncularla mülakatlarla zenginleştirilmiş üç bölümlük dizide buldum...

Kariyerinde dikkati çeken özellik şu: Kendisine öyle bir zamanda emanet edildiği için genellikle takımını kötü durumdayken alıp lig şampiyonu yaptığı kulüplerde teknik direktörlük ömrü üç yılda sona ermiş Mourinho'nun...

Anladığım şu: Kaydedilen başarının teknik direktöre mal edilmesine ilk iki yıl ses çıkarmayan kulüp yönetimleri, başarıyı sağlayanın esas kendileri olduğunu göstermek ve bunun bilinmesini istemek için takıma -ve tabii Mourinho'ya da- müdahale etmeye başlamış...

O da, her seferinde, "Bana müsaade" deyivermiş...

Eski kulüplerinin çoğunda antrenörlük ömrü üç yıl süren Mourinho'nun Fenerbahçe macerası bir sezonla sınırlı kaldı (2024-2025).

Dizide Mourinho Fenerbahçe için kötü şeyler söylemiyor bereket...