'Dünyanın en tehlikeli adamı' kimmiş, öğrenin…

Fehmi Koru
10.03.2026
1

Ara sıra göz attığım etkili Amerikan dergisi Atlantic'in sitesinde yazının başlığı gözüme ilişince "Nihayet" deyiverdim.

Yazının başlığı şuydu: "Dünyanın en tehlikeli adamı"...

Heyecanlandıran, aylardır zihnimde taşıdığım bir tespitimi derginin paylaştığını sanmamdı.

Yanılmışım; meğer 'dünyanın en tehlikeli adamı' ABD başkanı Donald Trump değil, İran'da dini lider makamına getirilen Mücteba Hamaney imiş...

Adı ilk telaffuz edildiği andan itibaren derin araştırmalarına rağmen medyanın hakkında fazla bir bilgiye ulaşamadığı Mücteba Hamaney...

Yazıyı okuduğumda bu çığlık başlığı atan yazar Graeme Wood'un da yeni dini liderin kişiliği hakkında fazla bir ayrıntıya ulaşamadığını anladım. Yeterince o makama layık düzeyde bir dini kişiliği bulunmadığını belirtmiş yalnızca.

Ayetullah değil, Hüccetülislam imiş unvanı...

Savaşın ilk günü, Trump'ın talimatıyla 86 yaşındaki Ali Hamaney ile birlikte üst düzey -çoğu Ayetullah- 48 din alimi hayatını kaybetmişti...

Neyse...

İngiliz gazeteleri, hasta-doktor arasında mahrem kalması gereken bir bilgiyi kendileriyle paylaşan doktorlar sayesinde, Mücteba Hamaney'in, 2008 yılında tam dört kez eşiyle birlikte tedavi amacıyla Londra'ya geldiğini haberleştirdiler...

Şu sıralarda uluslararası medyaya daha sık göz atıp kulak verdiğim için gazetecilik mesleğinin dünyanın başka yerlerinde de fazla övünülecek bir durumda olmadığını fark ediyorum.

Zalim ile mazlumu, saldırgan ile saldırılanı aynı kefeye koyuyor dünya medyası ve bunu 'tarafsızlık' olarak sunuyor...

Yine de ara sırada da olsa gerçeğin peşine düşüldüğünü, hakkın teslim edildiğini de kayda geçirmem gerek.

Bir örnek şu: Tahran'ın güneyindeki Hürmüzgan bölgesinde bulunan Şazibe Tayyibe kız ilköğretim okulu üzerine gönderilen üç füze ile en az 168 öğrenci hayatını kaybetmişti de, dünya medyasının önemli bir bölümü saldırıyı İran'a mal etmişti.

CBC kanalı, NPR radyosu, New York Times ile Guardian gazeteleri ve sonunda CNN International kanalının olayın ardına düşmesiyle saldırının "Amerika'nın işi" olduğu gerçeği ortaya çıkacaktı...

Gerçek ortaya çıktığı halde, başlangıçta saldırıdan İran'ı suçlayan medya organlarında, bu defa okulun bir askeri garnizon içerisinde bulunduğu yalanı ortaya atıldı. İran, hastaneleri, okulları askeri bölgelere yerleştiriyormuş ki, savaş halinde, çoluk çocuk canlı kalkan olarak kullanılabilsin...

Guardian bu iddiayı da yerinde inceleyerek yalanladı. Okulun olduğu bölgede en az 15 yıldır askeri tesis bulunmuyormuş...

Bu kez "Hata olmuş" denildi.

Anlık istihbaratıyla övünen Amerikalılar 15 yıldan öncesine ait bir bilgiyle mi okula saldırmış

Tabii olayın ilk gün yaşattığı "İranlılar kendileri yaptı" söylemine dayalı hisler ile, günler sonra "A, öyle değilmiş, bizimkiler yapmış" bilgisine dayalı yeni his arasında dağlar kadar fark var. Pek çok Batılının belleğinde olay ilk yansıtıldığı gibi duruyordur...

İsrail'de Netanyahu, ABD'de Trump