Yazar, Viktor Orban'ın Macaristan seçimlerinde muhalefete yenilmesini, otoriterliğin küresel ilerleyişinin kırılma noktası olarak değerlendirmektedir. Bu analizi, Trump ve Putin'in seçime müdahaleleri gibi faktörler ve Türkiye'nin 1950'deki demokrasi geçişiyle yapılan paralellik üzerinden sunmaktadır. Ancak tek bir seçim sonucu, gerçekten de sağcı popülizmin döneminin bitişini işaret etmeye yetecek kadar güçlü bir gösterge midir?
Sovyet etkisi altından çıkar çıkmaz Avrupa Birliği (AB) ve NATO üyeliğine layık görülmüş bir Doğu Avrupa ülkesiydi Macaristan; son 16 yılı NATO'ya ve AB'ye kök söktüren Viktor Orban'ın yönetimi altında geçirmişti.
Pazar günü genel seçim vardı ve iktidarı bir dönem daha devam etsin diye hem Vladimir Putin hem de Donald Trump çırpınıp durdular...
Orban'ın seçim kampanyasına yardımcısı JD Vance'i gönderdi Trump.
Putin, Macar seçmenin bir kez daha Orban'a oy vermesi için bütün teknolojik imkanları emrine seferber etti.
Seçime rekor katılım yaşandı; halkın %80'i oy kullandı. Yazımı yazdığım saatlere kadar sayılan oylara göre, muhalefet üçte iki çoğunluğu aşan bir başarı elde etmiş bulunuyor. Orban'ın partisi Fidesz Macar Meclisi'nde 55 milletvekiliyle temsil edilecekken, rakibi Peter Magyar'ın partisi Tisza'nın milletvekili sayısı 138 olacak gibi...
"Ne yapar eder yeniden seçilmeyi başarır Orban" deniliyordu...
"Başarısız olacağını fark ederse seçime gitmez" diyenler vardı...
"Hile yapar, sandıktan yeniden önde çıkar" kuşkusunu dile getiren de çoktu...
Paşa paşa seçime gitti Orban ve olumsuz beklentilerin hepsi boş çıktı...
Macaristan'ı 16 yıl boyunca demir yumrukla yönetmiş, ülkenin anayasası ve yasalarını hiçe sayan, rakiplerini haksız yargılamalarla korkutan, medyanın büyük bölümünü denetimi altına alan ve muhalefete görüş açıklama imkanı tanımayan, bu davranışlarıyla ülke ekonomisini bozup halkını perişan eden Orban seçimde büyük hezimete uğradı...
Bir başka Doğu Avrupa ülkesi olan Belarus'ta, Alexander Lukashenko'nun 1994'ten bu yana -32 yıldır- seçimlerde yaptıkları hatırlanarak, bir türlü "Orban gidici" keskinliğinde konuşulamıyordu.
Kaybettiğini kabul ettiği seçim sonu konuşmasında rakibini tebrik ettikten sonra, "Bir yere gitmiyoruz, asla, asla, asla" demeyi ihmal etmedi Orban...
Olanı kolay hazmedemeyeceği şimdiden belli.
Rakibi aslında Orban'ın yabancısı değil; siyasi hayata onun partisinden atılmış, iktidarı sırasında hemen yanı başında bulunup sorumluluklar üstlenmiş biri Peter Magyar... İki yıl önce Orban'la yolunu ayırıp, onun politikalarını yok etme ana fikri üzerine oturan yeni bir parti kurdu Magyar...
Aleyhinde türlü çeşitli iddialar ortaya atılmış olmasına, üç çocuğunun annesi eski eşinin de katıldığı kirli kampanyalara rağmen, Orban aleyhtarlığı üzerine oturan seçim kampanyası başarıyı getirdi.
Halk, bazı çevrelerden yükselen "Muvazaa bu" ithamlarına da kulak asmayarak Tisza'yı iktidara taşıdı.
'Muvazaa' sözcüğü bizim siyasi hayatımızda çok partili rejime geçiş sırasında yaygın biçimde kullanılmıştır.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Atatürk, iki kez, kurucusu olduğu CHP'ye rakip partiler oluşturulmasına izin verdiği ve hatta ciddi olduğunu göstermek için kız kardeşi ile yakınlarını da Serbest Cumhuriyet Fırkası'na kurucu yaptırdığı halde, onun döneminde bu girişimler uzun süreli olamamıştı.

5