Ne "Terörsüz Türkiye" süreci ne yanı başımızdaki savaş ne de her geçen gün daha da derinleşen ekonomik buhran. İktidarın bu başlıkların hepsinden daha çok öncelediği, üzerinde kara kara düşündüğü bir konu var...
İktidar sahiplerini kara kara düşündüren bu konunun sinyalini geçen haftaki "Bahçeli'nin mutlak butlan korkusu" başlıklı yazımda vermiştim.
Bu köşenin müdavimleri hatırlayacaktır, o yazımı şu şekilde bitirmiştim;
"Bahçeli, terörist başına statünün adını koyduğu grup toplantısından önce Erdoğan ile yaptığı görüşmede mutlak butlan hakkındaki endişelerini bildirmiş. Aktarılanlara göre, bu sebeple mutlak butlanın yakın gelecekte çıkmayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak iktidarın çözmeye çalıştığı ama yöntemini bir türlü belirleyemediği bir 'tehdit' var. Eğer o 'tehdit' için başka 'çare' bulunamazsa, 'şartlı mutlak butlan' Bahçeli'ye ve devam eden Terörsüz Türkiye sürecine rağmen çıkabilir...
O 'tehdit' ne mi
O da başka bir yazının konusu olsun..."
Evet, tam düşündüğünüz gibi bu yazı sözünü verdiğim "başka bir yazı" olacak.
Bizim futbol spikerlerimiz vaktiyle tehlikeli golcülerin ne kadar tehlikeli olduklarını vurgulamak için "Kalecilerin korkulu rüyası" diye bir ifade kullanırlardı.
Sanki kaleciler maçtan bir gece önce rüyalarında o golcüleri görüp ansızın sıçramak suretiyle uyanıyorlarmış gibi...
Forvetler kalecilerin korkulu rüyası olur da iktidarların da kâbusu olamaz mı Tabii ki olur. Hatırlarsanız, CHP lideri Özgür Özel Nisan 2024 tarihinde iktidara yakın Sabah Gazetesi'ne verdiği röportajda, "Şu anda takımda iki forvet var. Biri Mansur Yavaş, diğeri Ekrem İmamoğlu. Günü geldiğinde de arkadaşlarımızdan biri Cumhurbaşkanı adayı olacak" demişti.
O iki forvetten biri olan Ekrem İmamoğlu, siyaset sahalarından uzak bırakıldı. Cumhurbaşkanı adaylığına cüret etmesinin bedelini "Silivri Terbiye Kampına" girerek ödedi, ödüyor.
Yanlış anlaşılmasın, elbette kimse yargılanamaz değildir. Ancak İmamoğlu'nun, varsa bile yolsuzluklardan sebep hapiste olduğundan, iktidarımızın bu konuda öteden beri çok hassas davranıp parti fark etmeksizin yolsuzluğa bulaşanların gözünün yaşına bakmadığından da bahsedemeyiz...
Devam edelim;
Uzun bir süredir iktidar rüyalarında Ekrem İmamoğlu kâbusu yaşamıyor.
Yani İmamoğlu iktidar için "Korkulu rüyaların figürü" olmaktan çıkmış durumda.
ünkü aday olamayacağına kesin gözüyle bakıyorlar.
Kesin inançları, İBB davasından ve bu davadan dolayı İmamoğlu'nun seçime kadar hapisten çıkamayacak olmasından kaynaklanmıyor.
Aksine, seçim öncesi cezaevinden çıksa ve siyasi yasak almasa bile İmamoğlu'nun aday olamayacağına yine de kesin gözüyle bakıyorlar.
Diplomasının iptali ile İmamoğlu'nun adaylaşmamasının garanti altına alındığı inancı hâkim iktidar cephesinde...
Ancak buraya kadar anlattıklarım iktidarın tamamen huzurlu uyku çektiği anlamına gelmiyor. Evet, iktidar, bekasına yönelmiş bir "tehdidin" savuşturulduğuna inanıyor ama Mansur Yavaş "tehdidi" savuşturabilmiş değil. Savuşturma iradeleri var ama nasıl yapacaklarına dair yol haritaları yok!
Öyle ki, şu ana dek Mansur Yavaş hakkında açılan soruşturmalar siyasi yasak üretecek türden değil. Ekrem İmamoğlu içerideyken Mansur Yavaş'ı da "terbiye kampına" göndermenin, altından kalkılamayacak bir yanlış olacağını düşünüyorlar.
Yavaş'ı da parmaklıkların ardına göndermenin İmamoğlu davasının siyasi dava olduğu yönündeki inancı perçinleyeceği hatta daha da yükselteceğini hesap ediyorlar...
Son dönemde, sürecin Yavaş'ı adaylaştırmaya doğru gittiği endişesinin hâkim olduğu iktidar koridorlarında ihalenin kendilerine kalmayacağı, kendilerinde kabahat görülmeyeceği bir yöntemle Yavaş'ı da siyaset sahasının dışında bırakmanın formülleri aranıyor.

2