ELİF
Yıl 2010. Küçük Elif koşmayı o kadar çok seviyor ki. Erzurum'un Aşkale ilçesinde öğretmeni isteyince okul takımına katılıyor.
Hedefi 29 Ekim Cumhuriyet Koşusu'nu kazanmak.
Sonrasında onlarca kupa kazanıyor.Ve amatör sporların kanaryası onu görüyor. Elif Eyüp, Fenerbahçe'nin sporcusu oluyor. Ama ne yazık.
Tam başarıya doğru koşuyor ki; Elif sakatlanıyor. Bütün hayalleri bitiyor. Önce bir sarsıntı, sonra kendisini toparlıyor ve karar:
Hayır atletizmi bırakmayacak.
Şampiyonluk haklarını kullanıyor ve Atatürk Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü'ne giriyor.
Ve işte o zaman, kendisinden sonra gelenlerin hayallerini kurmaya başlıyor.
Madem kendi hayali sakatlanmıştı. Öyleyse yeni çocuklara yeni hayaller vermeliydi. Önce atletizm antrenör belgesi.
Haberin DevamıSonra Spor Bakanlığı onun bu aşkını görüyor ve Aşkale Gençlik ve Spor Müdürlüğü'ne gönderiyor.
İşte böyle başlıyor Elif'in karlı dağlarda, çığ düşmüş yollarda kapı kapı gezip çocukları sporcu yapma aşkı.
Böyle başlıyor kardelen.
Tek tek, ev ev anlatıyor. Dışarıda lapa lapa kar yağarken, o anlatıyor, anne babalar dinliyor.
Önce Elif'i yürekten alkışlıyorum. Sonra ona ve çocuklara bu fırsatı veren Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak'ı kutluyorum.Ve sevgili Elif...
Erzurum'un karlı dağlarını arkana alıp;
O tabelanın önünde yaptığın konuşmayı duyunca;
İşte şimdiden buraya yazıyorum.
Erzurum Aşkale'den sevgili Elif Eyüp; Kapı kapı gezdiğin o evlerden yüreğine spor ateşi düşürdüğün bir çocuk bile bu millete bir armağandır. Sana büyük saygı duyuyorum.
Eğer bir de kar kış demeden evlerine kadar gidip ana babalarına anlattığın o çocuklardan bir evladımız başarırsa; hele bir de şampiyon olursa;
Alnından öpeceğim.
Ve "İşte" diyeceğim "Anadolu'nun çocukları böyle yükselir."
Elif gibi yüreklerde yükselir.
ASLAN VE ÖMER
Haberin DevamıDünya şekeri bir çocuktu Ömer. Doğduğu günden beri gözlerinin içi gülüyordu.
Babası Aslan Aydın sanayi işçisiydi ve her sabah erkenden işe gider, akşam elinde ekmek eve dönerdi.
Ömer için hayalleri vardı. Okutacaktı. Büyük adam yapacaktı.
Ama bir sabah o acı haberi öğrendiler. "Allah'ım işte şimdi yıkıldım" dedi Aslan.
Giderek güçten düşen Ömer, SMA hastasıydı.
Biliyorsunuz, nice çocuklar tedavisi çok pahalı olan bu hastalığın pençesinde kıvranıyor.
Nereden bulacaklardı o parayı
Aslan bir işçi maaşıyla nasıl kurtaracaktı çocuğunu
Eşi Sedef'le oturdular. Düşündüler:
"Tek çare yardımseverlere gidelim" dediler.
Eşe dosta duyurdular. Sosyal medyaya gittiler.
Haberin DevamıTedavi için 68 milyon lira gerekiyordu.
Aslan son çare bir tabureye oturup çektirdiği çaresiz fotoğrafının altına şöyle yazdı: "Ben bir işçiyim. Nasıl kurtarabilirim oğlum Ömer'i, artık dayanacak halimiz kalmadı..."
İşte bu sözler üzerine İstanbul Valisi Davut Gül kampanyayı destekledi. Ve sonra yardımlar büyümeye başladı. Bursa'dan, İzmir'den yardımlar gelmeye başladı.
Ve 23 ay sonra 68 milyon lira toplanmıştı.
Aslan ve Sedef o mutlulukla haber saldılar: "Oğlumuz için gerekli parayı topladınız. Esenyurt sahilinde kutlayacağız. Hepiniz davetlisiniz

1