Bir 30 Ağustos günü Ankara'dayım. Yine gri ve puslu bir sabah.
1-30 Ağustos Zaferi'nin beni en çok etkileyen sahnelerinden birisi Mustafa Kemal'in savaş sonrası anlattığı o manzaradır.
Bugün onu aktaracağım.
Ama önce şu soru:
Neden Ankara'dayım
Çünkü Sivrihisar Havacılık Merkezi, 29 Ağustos günü tarihi bir törene sahne oluyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yolcu uçaklarını üreten ve uçuran ancak sipariş vermesine rağmen THK'nın iptal kararı yüzünden batan Nuri Demirağ'ın yaptığı uçağın aynısı uçurulacak. Yani hüzünlü bir hayalin uçuşunu ve törenini izleyeceğiz.
Soyadını Atatürk'ün koyduğu Demirağ, Sivas'ta demiryollarımızı yapmıştır. Fabrika kurmuştur.
Daha önce bütün hikâyeyi yazmıştım. Şimdi sizi Sivrihisar'a götürüyorum.
Haberin DevamıHavacılık merkezi ve müzesinin kurucusu Akrobasi Pilot Ali İsmet Öztürk ve mühendis arkadaşları şu anda, Nuri Demirağ'ın yapıp uçurduğu ve neredeyse filoya dönüştürdüğü halde devletten destek alamadığı için çürümeye terk edilen NuD 36 uçağının aynısını yapıyorlar. Ve Ali İsmet Bey, 29 Ağustos'ta bu uçağı uçuracak.
İşte bugün o gün...
Ali İsmet Öztürk havacılık tarihimiz açısından muazzam bir iş yapıyor. Daha önce Vecihi Hürkuş'un uçağının aynısını yapmış ve uçurmuştu.
Her defasında soruyorum:
Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ desteklenseydi;
Bugün acaba KAAN uçağımız hangi sevideydi
Ya da NuD 36'nın önü kapanmasaydı acaba bugün sivil havacılık sanayimiz hangi noktadaydı
Demirağ'ın uçağının aynısını 100 yıl sonra yeniden yapan ekibin başı pilot Ali İsmet Öztürk'le...
Airbus'ın üretim ortağı olabilir miydik
İşte bu soruların eşliğinde gidiyorum Sivrihisar Havacılık Merkezi'ne.
Neyse ki son yıllarda muazzam bir gelişme yaşayan savunma sanayimiz var.
Dünyanın en başarılı İHA ve SİHA'larını üretiyoruz. Genç mühendislerimiz muazzam işler başarıyor.
Haberin Devamı2027'de uçak gemimiz denize iniyor.
Bu millet elbette daha iyilerine layıktır.
Dünyadaki güçler dengesinde hak ettiği yeri almaktadır.
Nuri Demirağ ve uçağı...
2- VE BÜYÜK TAARRUZ
Evet; İşte böyle bir ruh durumuyla Büyük Taarruz günlerine dönüyorum.
Yine Afyonkarahisar, Çay, Eskişehir hattını otomobille geçiyorum.
Tınaztepe'den top seslerini...
Çiğiltepe'den Albay Reşit Bey'in emriyle yükselen "Allah Allah" nidalarını duyar gibi oluyorum. Ve 30 Ağustos'un ertesi sabahı.
Bakın Mustafa Kemal nasıl anlatıyor: (Günümüz Türkçesi'yle)
"Gerçekten öğleden sonra düşman ateşten bir çember içine alınmıştı.
Gözlerimle görüyordum; düşman şaşkınlık belirtileri gösteriyordu.
Haberin DevamıKuzeye, doğuya, batıya ve güneye kaçmaya çalışıyorlardı. Her taraf ateşle kapanmıştı.
Aynı zamanda piyadelerimiz ateş etmeyi bırakarak süngülerini taktılar ve bir an önce düşman mevzilerine girmek için saldırdılar.
Bu son durumdan iki buçuk saat sonra süngülerimiz düşmanın göğsüne girmiş ve mesele çözülmüş bulunuyordu.
Aynı zamanda gece oluyordu. Sanki gecenin karanlığı, bu pek feci manzarayı dünyanın gözlerinden saklamak için acele ediyordu.

27