Hal ve gidişe bakılırsa 2026'da sadece ülkemiz değil, dünya da geçen yılı arayacakmış gibi görünüyor.
Yeni yılın ilk günlerinde ABD'nin Venezuela'ya şimdiye kadar duyulmayan bir şekilde müdahalesine şahit olundu. 3 Ocak'ta ABD, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu esir alıp New York'a götürdü ve yargılamaya başladı.
ABD Başkanı Donald Trump, küresel yetkilerinin herhangi bir sınırı olup olmadığı sorusuna, "Evet, bir şey var; kendi ahlâkım, kendi aklım. Beni durdurabilecek tek şey bu. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok" cevabını verdi ve bu cevap olması gerektiği gibi tepki de almadı. (bianet.org, 9 Ocak 2026)
Dünyanın en güçlü ülkesi kabul edilen ABD'nin başkanı fiilen; "hukuka ihtiyacım yok, hukuk beni bağlamaz, keyfime göre hareket ederim" der ve buna göre hareket ederse dünyanın huzura kavuşması mümkün olur mu Böyle bir beyanat sonrası aklı başında olan herkesin, her ülkenin, her idarecinin buna en yüksek perdeden itiraz etmesi de gerekmez miydi Maalesef bu hukuk tanımayan çıkışlara gereken itiraz yapılmadı.
Gelişmeleri yorumlayan siyaset bilimci Prof. Dr. Evren Balta "Bu noktaya nasıl geldik" sorusu üzerine şöyle demiş: "2025'te Trump'ın ABD'de yeniden başkanlığa gelmesiyle, dünyaya dair pek çok ezberin daha hızlı ve daha derin biçimde değiştiğine tanık olduk. Zaten süren dönüşüm ivme kazandı. 2025, var olan eğilimleri hızlandırdı ve kalıcılaştırdı. (...) Amerika, dünyanın en hızlı otoriterleşen ülkelerinden birisi oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, liberal merkezin ve demokrasinin öncülüğünü yapan, dünyaya otoriterlik götürse bile kendi içerisinde her zaman demokrasinin kurumsallaşması anlamında en önemli modellerden birisi olan ülkede, otoriterleşmenin bu kadar hızlı bir biçimde gerçekleşiyor olması çok büyük bir dönüşüm. (...) Amerika aynı zamanda iklim, hukuk, adalet gibi temel uluslararası norm ve kurumlardan çekildiğini de yine başkanlık kararnameleriyle açıkladı. Ciddi bir norm erozyonu yaşıyoruz. (...) 2025, bildiğimiz o serbest ticaret döneminin, küreselleşmenin çok büyük bir gümbürtüyle çöktüğü bir dönemdi. (...) Dünyanın bugün hemen her yerinde, hem Avrupa Birliği'nde, hem Amerika'da, Made in Europe, Made in America, High American gibi mesajlarla aslında ekonominin millileşmesi, içe kapanması süreçleri yaşanıyor. (...) Savaşın, savunmanın, barış anlaşmalarının, güvenlik alanının çok ciddi bir biçimde dönüşmesine tanık olduk. (...) Savunma harcamalarının artması hiçbir zaman daha fazla güvenlik getirmiyor hatta daha fazla militaristleşme getiriyor. Nitekim 2025, 1945'ten beri devletlerin dahil olduğu savaşların sayısının en yüksek olduğu yıldı. Hem savaşların sayısında çok ciddi bir artış var hem de savaşların olmasını engelleyen uluslararası kurumların, kuralların, normların, egemenlik gibi kurumların aşındığı bir süreçten geçiyoruz. Savaşların dili de, barışların dili de değişti." (fayn.press, 14 Ocak 2026)

14