Strateji mi meşruiyet mi

Türkiye'nin Avrupa ya da Amerika ile ilişkileri tartışma konusu olduğunda ekseriyetle "stratejik önemine" işaret edilir ve başka konular arka sıraya atılır. AB ve ABD ilişkileri bu bakış açısıyla değerlendirdiğinde neticede Türkiye zarar etmiş oluyor. Yani stratejik önem birinci sıraya çıktığında "hak, hukuk ve adalet" geri plana atılıyor ve hukuksuzluklar da sıradanlaşıyor.

Bir vesile ile Türkiye'ye gelen Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, "Stratejik önem, demokratik meşruiyetin yerini alamaz" demek suretiyle idarecilerin memnun olmadığı ama milletin menfaatine olan bir tespitte bulunmuş.

Tespitlerini sosyal medya hesabından paylaşan Amor'un açıklamasının bir kısmı şöyle: "Türkiye'nin ortaklarının, özellikle Avrupa Birliği ve üye devletlerin, hukukun üstünlüğünü ikincil bir mesele olarak görmemesi gerektiği savunulmaktadır. Stratejik önem, demokratik meşruiyetin yerini alamaz. Demokratik meşruiyet ise temel hakları koruyan, adil yargılamayı sağlayan ve vatandaşların yöneticilerini seçme hakkını güvence altına alan bağımsız kurumlara bağlıdır. Demokratik bir Türkiye'nin yalnızca kendi vatandaşları için değil, Avrupa'nın ve daha geniş bölgenin istikrarı ve güvenliği açısından da daha güçlü ve güvenilir bir ortak olacağı ifade edilmektedir." (t24.com.tr, 5 Temmuz 2026)

Avrupa Birliği ve üye devletlerin, hukukun üstünlüğünü "ikincil bir mesele" olarak görmemesi gerektiğinin hatırlatılması çok mühimdir. Hukukun üstünlüğünü en ön sıraya koymayan bir anlayışın Türkiye'ye ne faydası olabilir ki Zaten AB ya da Amerika'nın temsil ettiği "batı" Türkiye ile ilişkilerinde "hukuku ilk sırada" değerlendirmiş olsa ülkemiz "hukuk ve adalet yolu"ndan bu derece uzaklaşır mıydı Batıyı temsil eden idareciler Türkiye ile ilişkilerinde çoğunlukla "stratejik ve coğrafî konum"u dikkate aldılar. Böyle olunca da ülkemiz adaletsizlik yoluna sapmış oldu.