Darbeler zinciri kırılsın

Türkiye yakın tarihini "darbeler tarihi" olarak isimlendirenler çok da haksız sayılmazlar. 1950 öncesi zaten "tek parti" iktidarı vardı ve işlerin nasıl yürüdüğü belliydi. Öncesinde bazı denemeler olmuş olsa da esas olarak 1950'deki genel seçimleriyle ülkemiz "çok partili hayat"a geçebildi.

14 Mayıs 1950'deki seçimle merhum Adnan Menderes ve arkadaşlarının kurmuş olduğu "Demokrat Parti" tek başına iktidara geldi ve sonraki 10 yıl boyunca yapılan 3 seçimde (1950-54 ve 57) de birinci parti olarak iktidarını devam ettirdi.

Bilinen ilk askerî darbe 27 Mayıs 1960'da Menderes'in başbakanlığı döneminde DP'ye karşı yapıldı ve çok sayıda DP milletvekili ve idarecisi Yassıada'da yargılandı. Maalesef Menderes ve iki arkadaşı (Hasan Polatkan ve Fatin Rüstü Zorlu) zulmen idam edildiler.

1960'da başlayan bu darbeler zinciri (arada başka darbe denemeleri olmakla birlikte) 12 Eylül 1980, bir yönüyle 28 Şubat 1997 ve nihayet 15 Temmuz 2016 darbeleriyle devam etti. Bilhassa 12 Eylül 1980 darbesi sonrasının izlerini silmek için bazı çalışmalar yapılmış, anayasa ve ilgili kanunlarda yapılan değişiklikler sebebiyle "Artık darbeler dönemi kapandı" denilmişti. Arşivler açılıp bakılırsa bu beyanları çok sıklıkla tekrarlandığı görülebilir. Gerçekten de 1990'larda Türkiye Avrupa Birliği yolunda ilerlemeler yapmış, darbelere yol açtığı ifade edilen bazı kanun maddeleri değiştirilmişti. Sonrasında yaşanan 28 Şubat 1997 hadisesi "darbeler yolu"nun tam olarak kapanmadığını fiilen göstermiş oldu. Bu anlayış şekil değiştirdi ve neticede 15 Temmuz 2016 hadisesi yaşandı. Aradan 10 yıl geçti, fakat 15 Temmuz darbesi yine de tam olarak aydınlatılabilmiş değil. Tabiî ki darbeleri tam olarak aydınlatabilmek kolay değil. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen "27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbesi tam olarak aydınlatılabildi" denilebilir mi Muhtemeldir ki darbeler biraz da "aydınlatılamayacak şekilde" planlanır. İnsanları, idarecileri ve kamuoyunu yanıltacak bilgiler piyasaya sürülür.