Bazı rakamlar var ki sayı büyüdükçe daha fazla sıkıntı verir. Türkiye'yi idare edenler ara sıra böyle rakamlar açıklıyorlar ve güya başarılı olduklarını ilân ediyorlar. Acaba bu rakamlar gerçekte başarıyı mı, yoksa yaraların derinliğine mi işaret ediyor.
Meselâ, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, "Göreve geldiğimiz günden bu yana uyuşturucu suç örgütü elebaşları, üyelerinden fişekçisi, torbacısına varıncaya kadar tüm zincirin tüm unsularıyla ilgili yapmış olduğumuz tutuklamanın sayısı dün itibarıyla bu kabine döneminde 101 bini geçti" demiş. (AA, 25 Ocak 2026)
Tabiî ki uyuşturucu ve benzeri her türlü kötülüğe karşı mücadele etmek ve bu bataklığı kalıcı olarak kurutmak çok çok önemlidir. Bu yolda atılan her adım alkışı, desteği ve teşviki hak eder. En nihayetinde 'kötü ve kötüler' olarak sınıflandırılabilecek alışkanlıklara mübtelâ olmuş 101 bin (yüzbir bin) kişinin tutuklanması elbette bir başarıdır, ama öte yandan şu sorunun da sorulması icap etmez mi: "Ne olduk da ülkemizde büyük bir şehir nüfusu kadar insan bu kötü alışkanlıklar tuzağına düştü ve neticede tutuklanması icap etti"
Bütün dünyada bu kötü alışkanlıklar var, fakat ülkemizde bu tuzaklara düşenlerin sayısı son yıllarda katlanarak arttı. O halde bu meseleyi ciddi şekilde masaya yatırmak ve kalıcı çare bulmak durumundayız. Görüldüğü kadarıyla bu tuzağa düşecek olanları önceden kurtarma çalışmaları yeterli olmuyor. Sağlık konusunda olduğu gibi burada da 'önleyici çalışmalar'ın arttırılması gerekir. Niçin 100 bin kişi bu kötü alışkanlıklara bulaşsın ve üstelik tutuklanacak hale gelsin
İş dönüp dolaşıp eğitim ve hukuk sistemine dayanıyor. İnsanların aklını ikna edip kalbine hitap eden bir eğitim sistemi kurabilmiş olsaydık acaba yine 100 bin kişi 'uyuşturucu, öldürücü ve hayattan koparıcı' tuzağa düşer miydi Aynı şekilde çok iyi bir hukuk ve adalet sistemi kurulabilmiş olsaydı, çocuklara, gençlere ve dolayısı ile topluma bu tuzakları kuranlar hak ettiği cezaları en hızlı ve adil bir şekilde almış olsaydı işler bu noktaya gelir miydi

15