Venezuela'da gerçekten mesele Maduro mu

Venezuela tartışmalarını izlerken en çarpıcı olan şey, "haklı mı-haksız mı" sorusunun kendisinin artık eski dünyaya ait kalması. Maduro hakkında olumlu-olumsuz kanaat geliştirmek, müdahalenin uluslararası hukuka uygunluğunu didik didik etmek elbette anlamlı; fakat bugün o tartı, sahadaki güç dengesinin gürültüsü içinde çoğu zaman duyulmuyor. Üstelik yaşananı "demokrasi ihracı" masalıyla açıklamak zor. Trump siyasetinin otokratlarla kurduğu rahat ilişki ortada. Hatta Latin Amerika'nın yakın hafızasında, uyuşturucu dosyalarıyla anılan siyasetçilere dönük pragmatik tutumlar da biliniyor. Bu yüzden mesele "demokrasi mi, uyuşturucu mu" ikilemine sıkıştırıldığında asıl fotoğraf kaçıyor: Çıplak güç siyaseti geri döndü.

EGEMENLİK İLANI OLARAK OPERASYON: "YÖNETEN BİZİZ" DİLİ

Ocak 2026'nın ilk günlerinde ABD'nin Caracas'taki operasyonu, yalnızca bir "hedef baskını" değildi. Operasyonun planlama ufku, kullanılan kapasite ve sonrasında kurulan cümleler, bunun "rejim başını ele geçirme" kurgusuna yakın bir mesaj taşıdığını gösterdi. Daha kritik olan, siyasi dilin çıplaklığıydı: "Venezuela'yı biz yöneteceğiz... arkamda gördüğünüz adamlar yönetecek" benzeri ifadeler, klasik diplomatik dilden çok, egemenlik ilanına benziyor. Bu tür bir söylem, "sonrası"nı da pazarlığın içine alır; bir ülkenin egemenliğini, yönetimini ve kaynaklarını aynı cümlede tartışılır hale getirir.

"Boots on the ground" vurgusu da bu çıplaklığın askeri tercümesi: Sahaya asker indirme eşiği yalnız fiilen değil, psikolojik olarak da normalleştiriliyor. Sorulan "FBI'ın aradığı diğer dört üst düzey isim neden yakalanmadı" sorusuna verilen "Dört gün daha kalsaydık kopacak yaygarayı düşünün" türü cevaplar, Washington'un bu hamlenin nasıl algılanacağını bildiğini gösteriyor. Yani mesele, tek bir isim değil; emsal oluşturma gücü.

Tam bu noktada tartışma "uluslararası hukuk öldü mü" sorusuna kayıyor. "Öldü" demek kolaycılık olur; ama "yalnız hukuk işler" demek de naiflik olur. Büyük güçlerin maliyet-hesap diliyle konuştuğu bir iklimde hukuk, çoğu zaman ancak güçle tahkim edildiği ölçüde işler. Bu yüzden asıl soru şudur: Bu operasyon dünyaya hangi stratejik mesajı veriyor Cevap rahatsız edici ölçüde net: "Silahlanın." Çünkü bir ülkenin lideri, kendi başkentinde yakalanıp ülke dışına çıkarılabiliyorsa; caydırıcılık, ittifaklar, hava savunma şemsiyesi, istihbarat ağı ve savunma sanayii kapasitesi "lüks" olmaktan çıkar, varoluş meselesine dönüşür. Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın "Bunu münferit bir olay saymak safça olur... benzer olaylar bekleyin" mealindeki uyarıları, tam da bu psikolojik eşiğe oturuyor: Dünya, blog tartışmalarının değil, bilek güreşinin ortasında.

MONROE 2.0 VE CAYDIRICILIK PSİKOLOJİSİ: MESAJ "SİLAHLANIN"

Venezuela dosyası, 19. yüzyıldan bir hatırlatmayı da geri getiriyor: Monroe Doktrini. Başlangıçta Avrupa müdahalelerine karşı bir set olarak ilan edilen bu yaklaşım, zaman içinde ABD'nin Batı Yarımküre'de nüfuz iddiasının tarihsel zeminlerinden biri gibi okundu. Roosevelt dönemindeki "istikrar sağlama" gerekçesi ise müdahale kapısını genişletti. Bugün "Monroe 2.0" dediğimiz şey, Avrupa'ya mesaj vermekten çok; Latin Amerika'daki siyasal düzenlemelere, enerji hatlarına ve finansal akışlara dönük bir tahakküm kapasitesi olarak tezahür ediyor.

PETRODOLAR FAY HATTI: KAYNAK, PARA VE MÜLKİYET SAVAŞININ AYNASI

1974'te Kissinger-Suudi Arabistan hattında kurulan petrol-dolar mimarisini; dolar talebini yapay ama küresel ölçekte sürekli kılan bir düzenek.. Buradan petrodolar fay hattına geliyoruz. Venezuela'nın kanıtlanmış petrol rezervinin büyüklüğü, ülkeyi jeoekonomi denkleminde kritik bir yere oturtuyor; ancak asıl kritik olan, bu petrolün hangi para mimarisi içinde dolaştığı. 1970'lerden itibaren şekillenen petrodolar düzeni, dolar talebini küresel ölçekte canlı tutan bir mekanizma üretti. Venezuela'nın son yıllarda dolar dışı satış kanalları araması, Çin başta olmak üzere farklı ödeme ağlarına yönelmesi ve dolarsızlaşma söylemini yükseltmesi, Washington açısından yalnız "ekonomik tercih" değil, rezerv para düzenine dönük bir meydan okuma olarak okunuyor. Bu yüzden "narco-terör" gibi etiketler, çoğu zaman tartışmayı ahlaktan güvenliğe; güvenlikten de hukuku by-pass eden bir alana taşımaya yarıyor.