Trump'a sandık darbesi: Amerikan seçmeni neden yön değiştirdi

ABD'de 3 Kasım'da gerçekleştirilen ara seçimler, yalnızca Kongredeki sandalye dağılımını değiştirmedi. Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde Amerikan siyasetinin yönünü de önemli ölçüde etkiledi.

Seçimlerin ardından ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcı.

Demokratlar, Temsilciler Meclisinde çoğunluğu ele geçirirken Senatoda da Cumhuriyetçilerin üstünlüğüne son verdi. Üstelik bu sonuç yalnızca Demokratların geleneksel olarak güçlü olduğu eyaletlerdeki başarılarından kaynaklanmadı. Teksas, Kansas, Iowa, Ohio ve Güney Carolina gibi Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu eyaletlerde de siyasi dengeler değişti.

Seçim öncesinde Cumhuriyetçiler Senatoda 53'e karşı 47 sandalyelik bir üstünlüğe sahipti. Demokratların çoğunluğu kazanabilmesi için dört Cumhuriyetçi sandalyeyi ele geçirmesi gerekiyordu. Ancak seçim sonuçları, Demokratların en az yedi sandalye kazandığını ortaya koydu.

Temsilciler Meclisinde ise 435 sandalyenin tamamı seçimlere konu oldu. Çoğunluk için gerekli 218 sandalye sınırını aşan Demokratlar, ilk açıklanan sonuçlara göre Cumhuriyetçilerden en az 25 seçim bölgesi kazandı. Bazı bölgelerde oy sayımı devam ettiği için nihai sandalye dağılımı henüz kesinleşmiş değil.

Peki, bu sonuçları nasıl okumalıyız

Asıl mesele Trump'ın bir seçimi kaybetmesinden daha büyük. Amerikan seçmeni, iki yıl önce desteklediği siyasi programa şimdi Kongre üzerinden bir denge mekanizması oluşturuyor.

Bunu anlamak için Amerikan seçim tarihine bakmak gerekiyor.

Tarih tekerrür mü ediyor

ABD'de ara seçimler, başkanların siyasi performansının değerlendirildiği önemli bir sınavdır.

Başkanın partisinin ara seçimlerde sandalye kaybetmesi Amerikan siyasetinde sık görülen bir durum. Ancak kaybın büyüklüğü ve Kongrenin hangi kanatlarının el değiştirdiği, siyasi sonuçları belirliyor.

1994 yılında Bill Clinton'ın başkanlığının ikinci yılında Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisinde 54 sandalye kazanarak 40 yıl süren Demokrat çoğunluğa son verdi. Newt Gingrich liderliğinde yürütülen bu siyasi dalga, Clinton yönetimini Cumhuriyetçilerle uzlaşmaya zorladı.

2006 yılında George W. Bush yönetimi Irak Savaşı'nın giderek artan siyasi ve ekonomik maliyetleriyle karşı karşıyaydı. Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisinde 30, Senatoda ise altı sandalye kaybetti. Seçimlerin ardından Kongrenin iki kanadı da Demokratların kontrolüne geçti.

2010'da bu kez Barack Obama benzer bir tabloyla karşılaştı. Küresel finans krizinin etkilerinin sürdüğü ve sağlık reformlarının yoğun tartışmalara neden olduğu dönemde Demokratlar Temsilciler Meclisinde 63, Senatoda altı sandalye kaybetti.

Bu sonuç, Cumhuriyetçi Parti içindeki Tea Party hareketinin yükselişini hızlandırırken Obama'nın ekonomik ve sosyal politikalarını uygulamasını da güçleştirdi.

2018 yılında ise Trump'ın ilk başkanlık döneminde Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisinde 41 sandalye kaybetti. Demokratlar alt kanadı ele geçirdi, ancak Cumhuriyetçiler Senatodaki sandalye sayılarını iki artırarak çoğunluklarını korudu.

2022'de Joe Biden yönetiminde Demokratların Temsilciler Meclisindeki kaybı dokuz sandalyeyle sınırlı kaldı. Demokratlar Senatodaki konumlarını ise güçlendirdi.

2026 seçimlerini bu örneklerle karşılaştırdığımızda önemli bir farklılık görüyoruz.

Trump, 2018'de yalnızca Temsilciler Meclisini kaybetmişti. Bu kez Kongrenin her iki kanadı da Demokratların kontrolüne geçti.

Dolayısıyla 2026 sonuçları, 2018'den ziyade 2006 yılında George W. Bush'un karşılaştığı siyasi tabloya benziyor.

Elbette iki dönem arasında önemli farklılıklar var. Ancak her iki seçimde de savaşın maliyetleri, ekonomik memnuniyetsizlik ve başkanın yönetim tarzına yönelik eleştiriler belirgin rol oynadı.

Seçmenlerin asıl gündemi ekonomi

Trump, 2024 seçimlerinde Amerikalılara daha güçlü bir ekonomi, düşük fiyatlar ve ülkenin uluslararası konumunun yeniden güçlendirilmesini vaat etmişti.

Ancak iki yıl sonra seçmenlerin değerlendirmesi önemli ölçüde değişti.

Seçim çıkış anketlerine göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 90'ı hayat pahalılığını oy tercihlerini etkileyen önemli faktörlerden biri olarak görüyor.

Yaklaşık üç seçmenden ikisi yüksek fiyatlardan Trump'ı sorumlu tutarken seçmenlerin yüzde 75'i ülkenin gidişatından memnun olmadığını veya öfke duyduğunu ifade ediyor.

Bu veriler önemli bir gerçeği gösteriyor.

Amerikan seçmeni için dış politikadaki güç gösterileri, ekonomik refah beklentisinin yerini doldurmuyor.

Trump'ın gümrük tarifeleriyle Amerikan üretimini koruma, Çin'in ekonomik etkisini sınırlandırma ve küresel ticaret dengelerini Washington lehine değiştirme hedefleri, seçmenlerin günlük yaşamındaki ekonomik sorunları ortadan kaldırmadı.