Dünya değişiyor. Fakat belki de asıl mesele, değişimin hâlâ eski dünyanın kavramlarıyla okunmaya çalışılması.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi'ne katılımı da bazı çevrelerde yine klasik bir soruyla tartışılıyor:
Türkiye Batı'dan uzaklaşıyor mu
Bence sorunun kendisi yanlış.
Sorulması gereken soru şu:
Batı, dünyanın tek güç merkezi olmaktan uzaklaşırken Türkiye neden sadece Batı'ya bakmak zorunda olsun
Bugün Şanghay İşbirliği Örgütü yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü temsil ediyor. Çin, Rusya, Hindistan, İran, Pakistan ve Orta Asya ülkelerinin aynı yapı içerisinde bulunduğu bir örgütten bahsediyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bişkek'te ŞİÖ'yü "yükselen bir yıldız" olarak tanımlaması bu nedenle basit bir diplomatik nezaket cümlesi değil.
Aslında Ankara'nın yeni dünya düzenini nasıl okuduğunun işaretidir.
Çünkü 1990'ların dünyasında ekonomik ve siyasi ağırlık büyük ölçüde Atlantik merkezliydi. Amerika Birleşik Devletleri tartışmasız küresel üstünlüğe sahipti. Avrupa Birliği genişliyor, küreselleşmenin kurallarını büyük ölçüde Batılı kurumlar belirliyordu.
Bugün ise bambaşka bir tablo var.
Çin dünyanın en büyük ekonomik ve ticari aktörlerinden biri. Hindistan hızla yükseliyor. Körfez ülkeleri Batı dışındaki ortaklıklarını çeşitlendiriyor. Orta Asya yeniden stratejik önem kazanıyor. Rusya bütün yaptırımlara rağmen Avrasya'daki ağırlığını korumaya çalışıyor.
Kısacası ekonomik ve siyasi güç Batı'dan kaybolmuyor ama Batı dışına yayılıyor.
Türkiye'nin dış politikasını da bu yeni gerçekliğe göre değerlendirmek gerekiyor.
Türkiye NATO üyesidir. Avrupa'yla son derece güçlü ekonomik ilişkileri vardır. AB hâlâ Türkiye'nin en önemli ticaret ortaklarından biridir. Bunlardan vazgeçmek Türkiye'nin çıkarına değildir.
Ancak bunun tersi de doğrudur.
Türkiye'nin Çin'i, Rusya'yı, Türk Cumhuriyetlerini, Körfez'i ve yükselen Asya ekonomilerini görmezden gelmesi de kendi çıkarlarına aykırı olacaktır.
Bu nedenle Ankara'nın politikası eksen değiştirmek değil, eksen çoğaltmak olmalıdır.
Bişkek'te verilen mesajların en önemli tarafı da bence burada.
Erdoğan özellikle enerji arz güvenliğinden ve ulaştırma koridorlarından söz etti. Hazar Geçişli Orta Koridor'un Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi ile uyumlaştırılmasının önemini vurguladı.
Bu cümlelerin jeopolitik karşılığı oldukça büyük.
Çünkü 21. yüzyılın mücadelesi sadece askerî üslerin veya füze sistemlerinin mücadelesi olmayacak.
Limanları kim kontrol ediyor
Enerji hangi ülkelerden geçiyor
Çin'den Avrupa'ya yük hangi demiryoluyla ulaşıyor
Hazar'ı, Kafkasya'yı ve Anadolu'yu birbirine bağlayan koridor kimlerin elinde
Yeni güç mücadelesinin önemli bölümü bu sorular üzerinden şekillenecek.
Tam burada Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunuyor.
Çin'den başlayıp Orta Asya, Hazar Denizi, Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşan Orta Koridor, doğru yatırımlarla Türkiye'yi yalnızca transit ülke değil, Avrasya ticaretinin önemli merkezlerinden biri haline getirebilir.
Dolayısıyla Türkiye'nin ŞİÖ ile ilgilenmesini sadece siyasi yakınlaşma olarak değerlendirmek hata olur.
Mesele ticarettir.
Mesele enerjidir.
Mesele lojistiktir.

14